Pegasus Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Pegasus Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ekim 2016 Salı

Paullina Simons - Bronz Atlı Kitap Tanıtımı




     Herkese merhaba ^^

      Çok fazla severek, hatta sevmek hafif kalır, delicesine bir tutkuyla okuduğum Bronz Atlı *yorumum için tık* kitabını basan yayınevi kapandığından dolayı kitabın baskısı yoktu ve ben pdf olarak okumak zorunda kalmıştım.

      Daha sonra ise yayın haklarının Pegasus Yayınları tarafından alındığını öğrenmiştim ve o günden beri de çıksa da elime alsam yeniden okusam, kitabı baştan sona post-itle donatsam diye bekliyordum veeee o gün geldi.
Bronz Atlı karton kapaklı bir şekilde etiket fiyatı 39 TL olarak 19.10.2016 tarihinde ön siparişe açılacak.

      Şu harika kapağa bakar mısınız? Gözlerimden kalp fışkırıyor resmen.
      E tabi bunu gören ben durur muyum? Hemen gittim sipariş verdim. Elime ulaşmasını sabırsızlıkla bekliyorum. Biraz çok bekleyecek gibi gözüküyorum ama buna değer.


      Umarım 2. ve 3. kitaplarının çevrilmesini çok uzun süre beklemeyiz. Okuyun bana hak vereceksiniz.

Bir de ben dayanamayıp 2. kitabı da okudum ve hala 3. kitabı bekliyorum. İnanın çok zor.
Bu kitabı ölümüne tavsiye ediyorum. Her şeyi bırakın ve Bronz Atlı'ya başlayın. Pişman olmazsınız.

Paullina Simons - Bronz Atlı Kitap Yorumu

Kitap Adı:Bronz Atlı
Yazar Adı:Paullina Simons
Orijinal Adı:The Bronze Horseman
Seri Bilgisi:
The Bronze Horseman #1
Sayfa Sayısı: 663

Arka Kapak:
Acımasız bir kışın ve alman Ordusu tarafından kuşatılan 1941 Leningrad`ında, Metanov ailesi hayatta kalabilmek için olağanüstü zor şartlar altında inanılmaz bir yaşam mücadelesi veriyorlardı. Yicecek kıtlığı ve düşen bombaların arasında Tatyana ve Kızıl Ordunun genç subayı Aleksandr kendilerini savaş kadar tehlikeli sırların ve aileyi dağıtan imkânsız bir aşkın içinde bulmuşlardı. Stalin`in katı kurallarının geçerli olduğu Rusya, Hitler`in ülkeyi işgalinden sonra daha da şiddetlenen ölümcül baskıları arasında sıkışan âşıklar, bir yandan tarihin tarihin gizli kalmış köşelerine savrulurken bir yandan da kapılarını modern dünyaya açmaya hazırlanan bir asrın dönüm noktasında durmuşlardı.


Yorumum:

Bitti...
Başladığımdan beri elimden bırakamadığım kitap bitti. Şu an yarım kalmış hissediyorum.

Sovyetler Birliği'nin en kanlı günleri. Almanya ile yaşanan savaş yüzünden ülke berbat durumda. İnsanlar aç.
17 yaşındaki Tatyana savaş yüzünden eve yiyecek almak için dışarı çıktığında bankta otururken yolun karşısında onu görüyor, Alexander'ı.
Göz göze geliyorlar ve 2 gencin hayatları o anda birbiriyle kesişiyor.

Keşke kesişmeseydi ama iyi ki kesişti. Zamanlama yanlıştı.



Kitabı okurken resmen kriz geçirdim. Alexander tam anlamıyla bir şerefsiz ama o kadar harika ki hayatımda ilk defa böyle bir karakteri sahiplendim.
Bir bakış atıyor, bir gülümsüyor sanki ben Tatyana'ymışçasına eriyip bitiyorum. Fark ettim de bir erkekte üniforma gerçekten şart.
Neden Alexander'a aşık olduklarını anlamak zor değil. O korumacı tavırları
, fedakarlıkları, insanın içine işleyen bakışları, gülümsemesi... Daha ne olsun ki? 
Tek bir şey dışında. Şerefsizliği.

Kitap sizi içine çekiyor ve bitirmeden bırakamıyorsunuz. Ama bittiğinde de keşke bitmeseydi diyorsunuz. Yazar öyle güzel yazmış ki tebrik edesim geldi. Karakterlerin her biri ayrı güzel. O savaş günlerini okuyorsunuz hatta sadece okumakla kalmıyorsunuz resmen yaşıyorsunuz. Bütün her şeyi
, aşkı, özlemi, ihaneti, açlığı, sefaleti hissederek okuyorsunuz kitabı.
Hatta kendimi o kadar Tatyana rolüne kaptırdım ki kitap boyunca kapı çalsa da Alexander gelse diye bekledim.

Ya bir durum var, kitabın bütün gidişatıyla alakalı olan, işte o durum benim bütün sinirlerimi bozdu. Alexander'ı parçalayasım geldi.
Sen kim köpeksin ya? Ama öyle böyle değil çok seviyorum ya. Of şu an gözlerim yaşlı, kalbim kırık... Sonu beni o kadar üzdü ki. Alexander yaptı yine şerefsizliğini.
Sürekli bu çocuğa şerefsiz dedim ama okuyun, anlarsınız.
Bana hak vereceğinizden eminim.

Kitap o kadar güzeldi ki sevgimi kelimelerle anlatamıyorum. Ömür boyu tek bir kitap okumam gerekse ben Bronz Atlı'yı seçerdim. Öyle bir sevgi.
Milyon kere okuyabilirim.

Çok kalın gibi gözüküyor ama kitap bitince neden daha fazlası yok diye ağlayacak hale geliyorsunuz. O yüzden Allah'tan ikinci kitap var da işkence gibi bir bekleyiş yaşamayacağım.

Hemen gidip 2. kitap olan Tatyana ve Alexandr'a başlıyorum yoksa bu şekilde dayanamam.

Bronz Atlı benim için fazlasıyla özel bir kitap oldu. Bırakın 5 yıldız vermeyi 555 yıldız olsa yine veririm.

3 Mart 2016 Perşembe

Rainbow Rowell - Eleanor & Park Kitap Yorumu


Kitap Adı: Eleanor & Park
Yazar Adı: Rainbow Rowell
Basım Yılı: 2015

Arka Kapak:

İki Uyumsuz İnsanSıradışı Bir AşkeleanorKızıl saçlar, tuhaf giysiler. Park başını çevirene kadar onun arkasında duran; o uyanana kadar yanında uzanan; diğer herkesi daha soluk, daha sıradan ve yetersiz gösteren… Eleanor.parkBir şarkıyı ona dinletmeden Eleanor’un seveceğini bilen; o sonunu anlatmadan esprilerine gülen; göğsünde, tam boğazının altında, Eleanor’u ona verdiği sözleri tutmaya itecek bir yere sahip olan… Park.İlk aşkın sonsuza dek sürmeyeceğini bilecek kadar zeki ama bunu deneyecek kadar cesur ve umutsuz, on altı yaşındaki iki talihsiz âşığın bir okul yılı boyunca süren hikâyesi.Eleanor, Park’la karşılaştığında siz de ilk aşkınızı ve nasıl da büyülendiğinizi hatırlayacaksınız...

 “Eleanor&Park, genç olup bir kıza aşık olmanın ötesinde, genç olup bir kitaba âşık olma hissini de hatırlattı bana.”
-John Green, Aynı Yıldızın Altında’nın yazarı
“Komik, umut dolu, biraz küfürbaz, seksi ve hüzünlü… Bu tatlı aşk hikâyesi hem gençleri hem de yetişkinleri etkileyecek.”
-Kirkus Reviews



“Bu çekici, zeki ve naif hikâye gerçek aşkla dopdolu. Okurlar Eleanor&Park’a hayran kalacak.”
-Gayle Forman, Eğer Yaşarsam’ın yazarı



         Eleanor asla sıradan olamayacak bir kız. Kızıl ve kıvırcık saçları, kareli erkek gömlekleri, kollarındaki fularlar ve bileklikler, bir sürü küçük kardeşi, annesi ve üvey babası, toplumdaki duruşu, tavırları Eleanor'u sıradan olmaktan çıkarıyor.
  
         Eleanor okul servisine bindiğinde, Park'ın yanının boş olması da Eleanor ve Park'ın başına gelebilecek en güzel tesadüf.          Park'tan nasıl bahsedeceğimi bilemiyorum. Her gün okumanız için size çizgi romanlar getiren, seveceğinizi tahmin ettiği müzikler için kaset dolduran, hatta kasetçalarından vazgeçip size veren, Dünya'da eşsiz ve sevilmeye değer olduğunuzu ve her türlü durumda yanınızda olacağını hissettiren, sadece sizin fikirlerinizi önemseyen birini düşünün. İşte o düşündüğünüz kişinin ekstra havalı, Asyalı ve yeşil gözlü olanı Park.

         Eleanor ve Park görebileceğiniz en ilginç çift. Keşke beni de birisi böyle sevse diye düşündüm, keşke benim de bir Park'ım olsa.          Kitabı okurken çikolatalı puding yiyormuşum gibi hissettim. Uzun zamandır bu kadar saf ve içten bir aşk hikayesi okumamıştım. Şehvet duygusu arka plandaydı. Geneli şehvet ve arzu üzerine yazılıyor şu sıralar. Bu yüzden Eleanor&Park daha da özel oldu benim için.          Açıkcası Eleanor'a çok kızdım. Asla birazcık anlayışlı davranayım demedi. Tamam kendini değiştirsin demiyorum ama bir insan bu kadar kendini soyutlamamalı. Azıcık insan içine karışabilmeli.          Her şeye rağmen güzeldi. Ama her güzel şeyin sonu vardır. Peki Eleanor&Park'ın o sonu neydi ya? Kriz mi geçirelim.... Her şeyi okuyucunun hayal gücüne bırakın zaten. Asla ve asla beğendiğim bir son olmadı. Bu kadar basit olmamalıydı bence.
Sonunu algılamam uzun sürdü ve 5 dakika boyunca son cümleye baktım...
         " 'Senden hoşlanmıyorum, Park" dedi Eleanor bir an gerçekten de bunu kastettiğini                            düşündürterek. "Ben," sesi neredeyse duyulmaz oldu, "sanırım ben senin için yaşıyorum."
           Park gözlerini kapayıp başını yastığına koydu." 







Puanım:

26 Kasım 2015 Perşembe

Veronica Rossi - Sonsuz Gökyüzünün Altında Kitap Yorumu

Kitap Adı: Sonsuz Gökyüzünün Altında
Yazar Adı: Veronica Rossi
Seri Bilgisi: Under The Never Sky #1
Orijinal Adı: Under The Never Sky
Basım Yılı: 2015



Arka Kapak:
Ölmenin milyonlarca, yaşamaninsa tek bir yolu var Tehlike dolu bir dünyada siradişi bir ittifak Dünyalarin ayirdiği ancak kaderin birleştirdiği bir aşk

Aria bütün yaşamını Hayal'in korunaklı kubbesi altında geçirmiştir. Genç kadının bütün dünyası bu izole şehrin duvarlarıyla sınırlıdır. Ona Dışarı'da soluduğu havanın bile ölümcül olduğu öğretildiğinden Hayal'in kapılarının ardında neler uzandığını tahmin dahi etmemiştir. Annesi kaybolunca onu bulmak için Dışarı'daki çorak araziye çıkmak zorunda kalır ancak hayatta kalmanın çok zor olacağının bilincindedir.

Dışarı'dayken Perry adında bir Yabancı'yla tanışır. Bu yabani adam da birini aramaktadır ve Aria'nın hayatta kalabilmek için tek şansıdır. İki genç, aradıkları sorulara cevap bulabilmek için birbirlerine umut ışığı olacak ve sıradışı birliktelikleri Sonsuz Gökyüzünün Altında yaşayan insanların kaderini belirleyecek bir bağa dönüşecektir…




Herkese merhaba 🙋 Sonsuz Gökyüzünün Altında bitti.

        Kısaca konusundan bahsedersek gökyüzü Eter adı verilen bir maddenin etkisi altında. Eter sürekli gökyüzünde dönüyor ve insanların yaşam alanlarını mahvediyor. Eter fırtınaları var her yere şimşek düşüp yakıp kavuruyor.

        İşte Hayal bütün bu Eter'den uzak, güvenilir, en iyi imkanlara sahip yaşam alanı. Burada Akıllıgöz'ü kullanarak sanal Diyar'lara yolculuk yapıp gerçekmiş gibi eğleniyorlar. Hastalıklar yok, bebekler en iyi gen kombinasyonlarına göre yaratılıyor. Buna Hayal'deki genetik mühendisleri karar veriyor. Gerçeklikten uzak ama gerçekten çok daha iyi bir hayat süren ufak bir topluluk yani. Dışarıda tehlikenin içinde yaşayan insanlara ise Vahşi'ler diyorlar.

        Bir gün Aria annesinden haber alamamaya başlıyor. Merak ediyor. Ve Hayal'in dışına çıkıyor. Yolda karşılaştığı bir Vahşi ile yola düşüyorlar. Ikisinin de istediği farklı aslında ama yolları aynı yere çıkıyor. Uzun bir yolculuk bizi bekliyor anlayacağınız.

        1 aydan sonra okuduğum ilk distopya olduğu için ben baya büyük beklentiyle başladım ve hakkında çok iyi yorumlar duymuştum.  Beğendim fakat çok iyiydi diyemem. Kurgusu, karakterleri, yazarın dili, çevirmenin dili güzeldi. 3. kişi ağzındandı ve 2 karakterin de bakış açısından anlatılıyordu. Bu da karakterlerle bütünleşmeyi biraz zorlaştırıyor. Ayrıca geçtiği Dünyayı kafamda tam canlandıramadım yazar o konular üstünde çok durmamış çok çabuk geçmiş. Nasıl bir yer, neler var anlatmamış. O yüzden ilk 100 sayfa kadar etrafı çözmekle meşguldüm.

        Kitap hakkında kötü düşünmeyin fazlasıyla güzeldi ama dediğim gibi çok şey beklemiştim belki ondan biraz hayal kırıklığına uğradım. Seriye tabi ki devam edicem çünkü devam kitapları elimde mevcut 🙊 Tavsiye ederim siz de okuyun ama elinizde daha iyileri varsa ( Karanlık Zihinler, Efsane, Meleğin Düşüşü, Bana Dokunma vs.) onlara öncelik verebilirsiniz.

Puanım: 

23 Ağustos 2015 Pazar

Becca Fitzpatrick - Siyah Buz Kitap Yorumu



Kitap Adı: Siyah Buz

Yazar: Becca Fitzpatrick
Orijinal Adı: Black Ice
Sayfa Sayısı:384
Basım Yılı:2015


Arka Kapak:
Âşık olmak hiç bu kadar tehlikeli olmamıştı… Beni ona bakarken yakalayınca hemen gözlerimi kaçırdım. Bakarken yakaladığına inanamıyordum. Ona karşı hissedebileceğim çekim fikrinden nefret ettim.Beni rehin almıştı. Beni isteğim dışında alıkoymuştu. Son iyilikleri bunu değiştiremezdi. Kendime onun gerçekte kim olduğunu hatırlatmalıydım.Ama gerçekte kimdi?




         Siyah Buz, aşırı derecede bağımlısı olduğum Hush, Hush serisinin yazarının aslında çok yeni olmayan yeni kitabı.

         Konusuna gelirsek Britt ve arkadaşı Korbie bahar tatilini geçirmek için Korbie'lerin Tenton Dağı'ndaki evlerine gitmek için hazırlanıyorlar. Ama başlarında Korbie'nin abisi olan Calvin'in de gelmesi, onlara göz kulak olması şartıyla. Bu durumu duyan Britt huzursuz oluyor. Çünkü geçen yıl Calvin ve Britt çıkarlarken Calvin Britt'i telefonla terk etmiş. İşte yola çıkacakları sabah Britt benzincideyken Calvin geliyor ve sohbet ediyorlar. Tabi eski sevgiliyi kıskandırma çabaları falan derken Britt benzin alan hiç tanımadığı bir çocuğu yeni sevgilim diye gösteriyor Calvin'e. Calvin de gidip çocukla tanışıyor ve çocuk hiç bozuntuya vermiyor. Britt'in sevgilisi gibi davranıyor. Neyse Calvin birkaç saat önceden yola çıkıyor. Britt ve Korbie ise arkadan giderlerken ani kar yağışı bastırıyor ve yolda mahsur kalıyorlar. İnip yardım aramaya karar veriyorlar. O karda, soğukta 1 saat yol yürüdükten sonra bir kulübe buluyorlar ve kapıyı onlara iki genç adam açıyor. Bunlardan bir tanesi sabah Britt'in benzincideyken tesadüfi bir tanışma yaşadığı yeni sevgilisi (!).

         Kızlar tam kurtulduk derken daha da çıkmaza sürüklendiklerini fark ediyorlar. Cinayet malzemeleri, cesetler, kurbanın üzerinden alınan eşyaların bulunması... Karla kaplı koskoca dağda kime güvenebilirsin ki? Peki ya katil yanı başındaysa? 


         Fantastik kitaplardan sonra gerilim tipi kitap yazmaya geçen Becca güzel iş çıkartmış. Kitap boyu gerilimden öldüm. Hele o dağın soğuklarını öyle bir anlatmış ki bu sıcakta ter dökeceğim yerde kemiklerimin üşüdüğünü hissettim.                   Britt baya güçlü bir karakterdi. Korbie ise mızmız sürekli sorun çıkartan tipik kız karakter işte. Yalnız kitapta bir şeyler, bir takım duygular eksikti sanki. Öyle aşık olunası erkek bir karakter de yoktu bence. Kitap baya güzeldi sürükleyiciydi ama beni tam tatmin edemedi. Bir Hush, Hush etmez. Yine de tavsiye ederim.

''Cehenneme kadar yolun var!''
''Özür dilerim aşkım ama oraya çoktan geldik.''

 Puanım:




17 Haziran 2015 Çarşamba

Gayle Forman - Sadece Bir Gün Kitap Yorumu


Kitap Adı: Sadece Bir Gün
Yazar: Gayle Forman
Orijinal Adı: Just One Day
Seri Bilgisi: Just One Day #1
Sayfa Sayısı:416
Basım Yılı:2014
Yayınevi: Pegasus Yayınları

Arka Kapak:
Bazen bulunmak için kaybolmak gerekir
Allyson Healey'nin hayatı da tıpkı bavulu gibidir; hazır, planlı, düzenli. Lise mezuniyetinden sonra çıktığı üç haftalık Avrupa turunun son gününde Willem'le tanışır. Özgür ruhlu, gezgin bir aktör olan Willem, Allyson'dan çok farklı bir hayat sürmektedir ve ondan planlarını iptal edip kendisiyle birlikte Paris'e gelmesini teklif ettiğinde Allyson bu teklife karşı koyamaz. Böylece tehlike, romantizm ve özgürlükle geçecek bir gün başlar: Allyson'ın hayatını tamamen değiştirecek yirmi dört saat.

Aşk, kalp kırıklıkları, yolculuk, kendini bulma ve hayatın karşımıza çıkardığı tesadüfler üzerine kurulu Sadece Bir Gün, bazen hiç beklenmedik anda açılan bir kapının hayatımızı değiştirdiğini ve aradığımız kişilerin aslında çok yakınımızda olduğunu gösteriyor...


          Eğer yaşarsam ve sen gittiğinde kitapları sayesinde tanıdığım yazarın yeni bir kitabı olduğunu görmüştüm ve kapağı inanılmaz derecede hoşuma gitmişti dedim ki bu kitap benim olmalı ve hemen doğum günümde aldırdım :D İyi ki de öyle yapmışım.
          Allyson liseden yeni mezun olmuş, ailesini hayal kırıklığına uğratmamaya çalışan, düzenli, planlı bir kız. Ailesi tarafından en yakın arkadaşıyla Avrupa turuna gönderiliyor. Ama aslında bu geziye hiç hevesli değil. Benim de hayalim böyle bir tura çıkıp her yeri gezmek, değişik tatları denemek. Neyse bir gün grupcak gece tiyatro izlemeye niyetlenirlerken Allyson ve en yakın arkadaşı Melanie gezgin bir tiyatro ekibiyle karşılaşıyorlar ve onların tiyatrosunu izlemeye karar veriyorlar.

          Willem işte o sırada karşımıza çıkıyor. kendisi bir aktör. Uzun boylu, sarışın, koyu renk gözlü ve Hollandalı. 

           Gösterdi bittiğinde herkes dağılıyor ve ertesi gün Allyson ve Melanie eve dönüş için trene biniyorlar. Ama tesadüf ya Willem de aynı trene biniyor. 

          Allyson kahvaltı yaparken Willem de yanına oturuyor ve kahvaltı yapıyorlar.

"... Ben genelde sadece samimi olduğum insanlarla kahvaltı yaparım." -Willem

          Willem Allyson'ı Louise Brooksa benzettiği için ona Lulu adını takıyor. Derken laf lafı açıyor ve Allyson tur kapsamında olan ama iptal edildiği için Paris'i göremediğini ve üzüldüğünü falan anlatıyor. Willem de diyor ki ''Neden bugün Paris'e gitmiyoruz?'' Bir bakmış ki Willem'la birlikte Paris'te. Çılgınca bir gün geçirirler gezerler, yemek yerler, eğlenirler. Tabi bu sırada Willem en az 3 kızla birlikte takılır. Bunlardan biri de Celine adında eskiden aşık olduğu kızdır. Muhteşem bir gece geçirdikten sonra sabah Willem aniden kaybolur. Allyson yaşadığı panikle eve döner ve üniversiteye başlar. Notları iğrençtir, kendini dışarıdan soyutlamıştır, kalbi kırıktır. Shakespeare sınıfında tanıştığı arkadaşı Dee'nin de desteğiyle Willemi aramaya karar verir. Ama soyadını bile bilmediğin birini nasıl bulabilirsin ki? Para biriktirip Paris'e gitmek için işe girer. En sonunda Paris'tedir. Tabi ki ilk gittiği yer Celine'in çalıştığı bardır. Willem hakkında ipuçları toplar. Birlikte gezdikleri yerleri tekrar gezer. Tanıştığı bir grup insan da Allyson'a yardım eder. Wren adındaki kızın yardımları çok büyüktür. 

          Hakkında çok çok az şey bilse de Allyson Willem'i bulmakta kararlıdır ve onu bu kararından hiçbir şey döndüremez. 

          Allyson'ın planlı yaşamı, Willem'in olayları akışına bırakışı. Birbirini hiç tanımayan ve birbirine bu kadar zıt iki insanın aniden çıktığı bu masalsı yolculuk sizi de peşinde sürüklüyor. 

          Gerçek hayatta olabilecek olayları işleyen romanlar beni her zaman etkilemiştir. Aynısı 'Sadece Bir Gün' için de geçerli. O kadar sıcak ve samimi bir kitaptı ki. Elimden bırakamadım. Allyson'la birlikte Paris'i gezdim, Willem'le birlikte tiyatro oyunculuğu yaptım resmen kitabın bir parçası gibi hissetmeye başladım. Yalnız arada baya uzun bir bölüm olan Allyson'ın üniversite hayatı anlatılırken sıkıldığımı hissettim gereksiz yere uzatılmıştı bence bu yüzden 1 puan kırsam çok acımasız olmam sanırım. Siz de distopyaların, fantastik kitapların yorucu dünyasından sıkılıp rahatlamaya ihtiyaç duyuyorsanız mutlaka okuyun. Kitabı okurken içim kıpır kıpırdı.
          Yaşadığınız günleri düşünün ve sizin için önemsiz, birbirinin aynı gibi olan sadece bir günün hayatınızı bambaşka bir yöne sürüklediğini, kendinizin hiç bilmediğiniz taraflarını keşfettiğinizi düşünün. Çünkü kitapta bunları yaşıyorsunuz.
          Kitabın sonu o kadar güzel bitti ki elimin altında ikinci kitap olduğuna şükrettim. Tesadüflerin hayatımıza nasıl yön verebileceğinin, bir gün içinde nelerin değişebileceğinin farkında bile değiliz ve bu kitap bize bunları gösteriyor. 

"Bir gün içinde doğardık. Bir gün içinde ölürdük. Bir gün içinde değişebilirdik. Ve bir gün içinde aşık olabilirdik. Bir gün içinde her şey olabilirdi." 
''Kıyafetlerim ve seyahat sırasında aldığım bütün hediyeler o bavuldaydı. Ama bu umrumda bile değildi. Ben Paris'te çok daha değerli bir şeyi yitirmiştim.''

  Puanım:

12 Haziran 2015 Cuma

Marie Lu - Deha Kitap Yorumu

Kitap Adı: Deha
Yazar: Marie Lu
Orijinal Adı: Legend
Seri Bilgisi: Legend #2
Sayfa Sayısı:360
Basım Yılı:2014
Yayınevi: Pegasus Yayınları

Arka Kapak:

Ustaca Tasarlanmış Bir Dünya, Siyasi Oyunlar Ve Bir Entrika Ağı… Efsane'nin Nefes Kesici Devam Kitabı

June ile Day'in yaralı bir halde Cumhuriyet'ten firar etmelerinin üzerinden yedi gün geçmiştir. Bu sırada en akla gelmeyecek şey gerçekleşir: 
Seçmen Primo ölür ve yerini oğlu Anden alır. Cumhuriyet kaçınılmaz bir şekilde kaosa sürüklenirken ikili, Day'in erkek kardeşini kurtarmak ve onları Koloniler'e götürmek için yardım etmeye gönüllü bir grup Vatansever isyancıyla güçlerini birleştirir. Ancak Vatanseverlerin bir talebi vardır: June ve Day yeni Seçmen'e suikast düzenlemelidir.
Bu eylem, uluslarına değişimi getirmek ve çok uzun süredir susturulan bir halka sesini geri kazandırmak için ellerindeki tek şanstır. Ancak June bu yeni Seçmen'in, babasına hiç benzemediğini fark ederek kararsızlığa düşer. Ya Anden yeni bir başlangıcın anahtarıysa ve Vatanseverler yanılıyorsa? Ya devrim yolu kayıp vermekten, intikam almaktan ve kan dökmekten geçmiyorsa?


       Araya başka kitap sokmadan soluksuz Okudugum bir serinin daha 2. Kitabını bitirmiş bulunmaktayım. Zaten bir serinin bütün kitapları çevrilip de ben hepsini alana kadar okumam sonra araya zaman giriyor ufak tefek karakterleri unutuyorum bu kimdi neydi derken heyecan kaçıyor. Neyse uzatmayayım.
              Efsane'de Day ve June Cumhuriyet'ten kaçmıştı hatırlarsanız, idam kararı, vatanseverlerin gelişi, askerlerin tepkisi falan olaylar olaylar yani. Deha'da ise Day kardeşini kurtarmak ve birlikte kolonilere kaçmak istiyor. Çözümü Tess'in de katıldığı vatanseverlere katılmakta buluyor. Bu sırada ülkenin başındaki seçmen primo ölüyor yerini oğlu Anden alıyor. 

Vatanseverler ise bir suikast planlıyor. Yeni Seçmen Anden'i öldürüp Cumhuriyetten kurtulmak istiyorlar ve bunun için Day ve June'a ihtiyaçları var. 
              Day'e bir teklif sunuyorlar : Anden'i öldürürse vatanseverler kardeşini kurtarır. 
June'un bu plandaki görevi ise Anden'i yanlış tarafa yönlendirerek tam suikastın göbeğine düşürmek. Bu yüzden kaçtığı  Cumhuriyet'in kollarına geri dönmesi gerekiyor.  
              June gördüğüm en zeki ve güçlü kadın karakter. Her işte mantığıyla hareket ediyor duygularının karışmasına izin vermiyor ve dikkati sayesinde en ufak açığı fark ediyor. Day için kendi hayatını riske atıyor, Day istedi diye vatanseverlere katılıyor, suikasta yardımcı oluyor. Yine de fazla sevmiyorum çok kibirli geliyor bana ısınamadım yani.  

       Acaba Anden'i öldürmek doğru mu? istedikleri sonuca ulaşmalarını sağlayacak mi? Bunlar hep June'u meşgul eden sorulardı. 

       Deha'da iki karakterin de yaşadığı kafa karışıklıklarını, düştükleri ikilemleri, kalp kırıklıklarını,  fazlasıyla hissediyoruz ama bu kitap daha çok June'a aitti. Ölümcül kararları veren, olay akışını elinde tutan oydu. 
       Day daha çok June ile olan ilişkisi hakkında tereddütteyken June ise Anden konusunda tereddüt yaşadı, yanlış yaptıklarını hissetti. Anden'in June'a karşı hissettiği duygular da cabası. Day'in kıskançlıkları, duygu karmaşıklıkları, güvensizlikleri baya yoğundu. Küçük kız kardeşi gibi gördüğü Tess'in Day'e duygularını açması da pek yardımcı olmadı. 


       Deha bu yılın okudugum 50. kitabıydı. Ve gerçekten kitap gibi kitaptı. İlk başlarda efsane kadar beğenmesem de, sonuçta geçiş kitabı sıkıcı olmasını bekliyordum, daha sonraları böyle bir düşünceye sahip olduğum için utandım. Aksiyonun âlâsını yaşadım. 
Resmen kitabın içinde sürüklendim. Ama o sonu beni bitirdi. Karanlık Zihinler'in sonuyla kapışır derece bir sondu. Okuduğum en kötü sonlardandı. Yaptığını beğendin mi Marie? Yine de üstün kurgusu, müthiş karakterleri ve inanılmaz olaylarıyla bu seri kalbimin şu anlık tek sahibi gibi duruyor. 


Puanım:






7 Haziran 2015 Pazar

Marie Lu - Efsane Kitap Yorumu


Kitap Adı: Efsane
Yazar: Marie Lu
Orijinal Adı: Legend
Seri Bilgisi: Legend #1
Sayfa Sayısı:320
Basım Yılı:2014
Yayınevi: Pegasus Yayınları


Arka Kapak:
Gerçek, Efsane'ye dönüşecek

Bir zamanlar Amerika Birleşik Devletleri'nin batı kıyısı olarak bilinen yerde şimdi Cumhuriyet adında, komşularıyla sürekli savaşan bir ülke vardır. Cumhuriyet'in seçkin sınıfından gelen on beş yaşındaki üstün yetenekli June, askerî bir dehaya sahiptir. İtaatkâr, hırslı ve kendini ülkesine adamış bu genç kız onun uğruna her şeyi yapmaya hazırdır. Fakir bir aileden gelen on beş yaşındaki Day ise ülkenin en çok aranan suçlusu ve bir devlet düşmanıdır. Kendisi gibi asker olan ağabeyi Metias öldürülünce June, Day'in peşine düşer. İnandıkları şeyler uğruna savaşan bu iki gencin kesi?en yolları, onları Cumhuriyet'in karanlık sırlarına götürecektir.



       Efsane, adının tam anlamıyla hakkını veren bir kitaptı bence.
       Amerika Birleşik Devletleri artık yok. Yerinde Cumhuriyet adında bir ülke var ve Kolonilerle sürekli savaş halinde. Ülke resmen iki kısımdan oluşuyor zenginler ve aşırı derecede fakirler. Salgın bir hastalık da sürekli fakir kesimdekilerin hayatını -olandan daha fazla- zehir edip sevdiklerini ellerinden alıyor. Bu vebanın ilaçları ve aşıları elit tabakanın elinde. 
Cumhuriyet askerleri düzenli olarak evlere baskın yapıp veba taraması yapıyor. Evde veba varsa kırmızı sprey boyayla evin kapısına X çiziyorlar. 

       Hastalıklar, toplumun bölünmesi vs daha kötüsü olamaz derken bir de 10 yaşına gelen çocuklar Deneme adı verilen teste girmek zorundalar. Başarılı olamayanlar çalışma kamplarına -yani herkes öyle zannediyor- gönderiliyor. Başarılı olanlar da puanlarına göre liseye ve üniversiteye gitme hakkı kazanıyorlar, devletin üst kademelerinde görev alma imkanı buluyorlar. Tabi ki Deneme'de başarısız olanlar beklendiği üzere fakir tabakadan gelenler.  
       Deneme'den 1500 tam puan alan ise tek kişi var, June. Daha önce hiç tam puan alan olmamış.
June, seçkin tabakadan gelen zengin bir ailenin kızı fakat ailesini trafik kazasında kaybettiği için abisiyle birlikte büyümüş. Abisi Cumhuriyet'in askerlerinden biri. June askeri bir deha, zekası çok parlak. Yaşıtlarından çok önce -12 yaşındayken- üniversiteye gitmiş, bütün derslerden en yüksek notları almış. Başarılı bir asker olup Cumhuriyet için savaşmak istiyor. Ülkesi için her şeyi yapmaya hazır. 

       Day, Deneme'de başarısız olmuş, insanlardan ve Cumhuriyet'ten çaldıklarını karaborsada satarak geçinen ve bu ufak tefek suçlarından dolayı Cumhuriyet tarafından aranan ama gören kimse olmadığı için neye benzediği bilinmeyen bir çocuk. Çocuk diyorum çünkü henüz 15 yaşında. Yakalanamadığı için de Cumhuriyet bunu dert etmiş.   

       Day'in veba ilaçları çalma girişiminden sonra June, Komutan Jameson tarafından çağırılıyor. Allah'ım o komutan ne sevimsiz ne insandışı bir kadındır ya. June artık Day'i bulmak için görevlendirilmiş bir asker, o artık Ajan Iparis. Ve Day'i bulup cezasını vermek için çok istekli. İntikam isteğiyle dolup taşar vaziyette.  

       Derken bir gün Day, June'u karıştığı sokak dövüşünden kurtarıyor. Tabi birbirlerinin kim olduğunu bilmiyorlar ve Day, June'un kendisini aradığından habersiz. 

       Bu noktadan sonra aşk, güven, dostluk, ihanet, sadakat, aksiyon ne ararsanız var. 
Hani bazı kitaplar olur ilk 100 sayfa kadarı giriş kısmıdır ve insanı acayip sıkar artık kitabı yarım bırakma noktasına geliriz ya işte bu kitap onların tam zıttı. Kapağı açıp da ilk cümleyi okuduğunuz andan itibaren kalbinizi fethediyor sıkıcı geçen hiçbir sayfası yok. Olaylar ilk cümleden başlıyor. 
Yazarın betimlemeleri o kadar gerçekçiydi ki her bir kare gözümde sanki izliyormuşçasına canlandı. 

       Kitap iki karakter ağzından anlatılıyor ve Day'in kısımlarının farklı renkte mürekkeple basılması harika olmuş.
       Karakterler çok güçlü yaratılmış. Yan karakterler bile sanki ana karaktermiş gibiydi. Hepsi kendinden emin, oldukça başarılı, çevik, zor şartlar altında bile tereddüte düşmeyen kişiler. 
Okuduğum en başarılı distopyalardandı -ki etrafta çok fazla distopya var- ve çok akıcıydı. Yalnız tek sorun karakterlerin 15 yaşında olmasıydı. Day'e aşık olayım diyorum olmuyor yani. Gel de sübyancı gibi hissetme. 
              Efsane'yi Okumayı bu kadar geciktiren bi ben varımdır gerçi ama eğer okumayan insanlar varsa mutlaka ve mutlaka okuyun çünkü dehşet kaliteli. 

"Sana sokakta kullandığın ismi hiç sormamıştım. Neden Day?"
"Her gün yeni bir yirmi dört saat demek. Her yeni gün her şeyin tekrar mümkün olması demek. Anın içinde yaşıyorsun, anın içinde ölüyorsun, geçmişi ya da geleceği düşünmeden." Vagonun açık kapısından karanlık su şeritlerinin dünyayı örttüğü yere doğru baktı. "Işıkta yürümeye çalışıyorsun."


"Muhteşemsin," dedi. "Ama benim gibi birinin yanında kaldığın için ahmaksın."
Elini tutarken gözlerimi kapadım. "O zaman ikimiz de ahmağız."
 Puanım: