Ephesus Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ephesus Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mayıs 2016 Pazar

KABT #12 Emma Chase - Sıkı Fıkı Kitap Yorumu


Kitap Adı: Sıkı Fıkı
Yazar Adı: Emma Chase
Seri Bilgisi: Tangled #3
Orijinal Adı: Tamed

Basım Yılı: 2016




Arka Kapak:

Sıkı Fıkı, Karmakarışık günlerine geri dönüyor. Fakat bu sefer tavsiyelerde bulunan ve Dee Dee’yle uğraşmak durumunda kalan tabii ki Drew değil, onun en yakın arkadaşı olan Matthew!




Eğer bu hikayeyi daha önce duyduysanız beni durdurun. Çapkın erkek bir kızla tanışır, ona aşık olur ve tepeden tırnağa değişir.


Epey güzel bir hikâye, değil mi? Ama bizim hikayemiz değil. Bizimki çok daha renkli.


Dee’yle tanıştığım an Dee’nin özel biri olduğunu biliyordum. O ise benim kendisiyle birlikte olup, sonra da onu hayal kırıklığına uğratacak bir erkek olduğumu düşündü. Aksini ispatlamamsa epey vakit aldı. Ama konu sevişme olduğunda epey ikna edici olduğum söylenebilir.


Bu hikayenin en güzel yanı sonu değil, o sona nasıl geldiğimiz…




           Emma Chase, favori yazarlarım arasına hoş geldin. Bu seriyi beklettiğim için çok üzgünüm böyle bir mükemmellikle karşılaşacağımı hiç tahmin etmemiştim. Ama erkenden vedalaşmadığım için de mutluyum öyle saçma bir ruh hali 😒 2016'nın en iyileri için ilk 10'a girdiler bile.





           İlk iki kitapta Drew'un hikayesini dinlemiştik sıra geldi Matthew'a.

           Ufak bir bilgilendirme yapayım, kitaplar farklı karakterlerin ağzından anlatılıyor. İlk kitap Drew, ikinci kitap Kate, üçüncü kitap ise Matthew tarafından anlatılıyor. Fakat karakterlerin hepsi bütün kitaplarda yer alıyor. O yüzden seriyi ilk kitaptan okumaya başlarsanız daha keyifli okursunuz, Sıkı Fıkı ile başlarsanız spoiler yemeye hazır olun.


           Matthew'u en az Drew kadar sevdim. Hal hareketleri, tavırları, duyguları, aşkı için çabalaması hepsi o kadar güzeldi ki. Resmen elinden tutup bu saatten sonra benimsin demek istedim.

            Tabi ki Matthew Drew'un bir tık daha uslu, edepli haliydi. Drew'un şehirdeki kızların yarısını belki de daha fazlasını elden geçirdiği gerçeği var 😒






           Bir erkeğin ağzından yazdığı halde ilk defa bu kadar gerçekçi ve doğal hissettirdi. Çünkü bir erkekte olması gerekenleri, hissettiklerini ve dışa yansıttıklarını tüm gerçekliğiyle gördük.
Emma Chase'in kalemi gerçek anlamda etkileyici ve çok güzel.



           Yarattığı karakterler, birer harika. Kadın karakterler güçlü, kendinden emin, zeki. Erkek karakterler çekici, komik, yakışıklı.
Elinize alın, bitirmeden bırakamayacaksınız çünkü deli gibi okutturuyor kendini. 3 kitabı 2 gün bile sürmeden bitirdim.



           Drew ve Matthew ile kesinlikle ve kesinlikle tanışın çünkü onların hayatları acayip eğlenceli ve renkli.  Onlar sizin bildiğiniz çapkınlardan değiller 😻


           Eğer hala okumadıysanız ve eğlenmelik, gülmelik aşırı akıcı, mutlu edici kitaplar arıyorsanız mutlaka tavsiyemdir 💕 Yalnız +18 sahnelerden rahatsız oluyorum okuyamıyorum diyen varsa bu kitaplara hiç bulaşmasın.



           Ayrıca Sıkı Fıkı'nın sonundaki ekstra bölümde Drew ve Kate ile hasret giderebilirsiniz ^_^


Puanım : 

3 Nisan 2016 Pazar

KABT #11 Fatma Erdek - Ben O Değilim Kitap Yorumu





Kitap Adı: Ben O Değilim
Yazarı: Fatma Erdek
Basım Yılı: 2015


Arka Kapak:
Siz hiç, birbirine tıpatıp benzeyen ikizler gördünüz mü?

İşte ben onlardan biriyim... Adım, Arın Soylu.
Genç, yakışıklı, güçlü ve mutlu bir erkeğin hayatı,  bir anda nasıl altüst olur? Kolay… Bunun için, serseri ikizinizle, akıl almaz bir oyunun içine girmeniz yeterli. Sadece üç haftalığına, başka birinin hayatını yaşamaya cesaret ederseniz, beraberinde gelecek bütün sürprizlere de hazırlıklı olmalısınız.
Ben de hazırlıklıydım. Ta ki onu görene kadar... Tuna’mı… Bal rengi saçları ve güneş gibi parlayan yüzüyle, birdenbire hayatımı kökünden değiştirmişti. O benim beklediğimdi, o benim geleceğimdi. Onu elde etmeme kimse engel olamazdı. Hiçbir şey beni durduramazdı. Durduramadı da…
Başardım mı? Evet! Onu aşkıma inandırdım. Onu kendime âşık ettim.
Peki ya sonra? Hiçbir yalan sonsuza dek sürmez, öyle değil mi? Bir gün, hiç ummadığım bir anda, yalanımla yüzleşmek zorunda kaldım. Artık ‘Ben o değilim’ desem de bir faydası yoktu. Tuna bana inanmıyordu.
Ne yapacaktım şimdi? Vaz mı geçecektim hayatımın kadınından?
Elbette hayır!
Bedelini ödeyip, seni kazanacağım, Tuna cadısı! Her ne olursa olsun…




     


        Arın ve Meriç tek yumurta ikizi. Arın'daki doğum lekesi hariç ses tonları bile tıpa tıp aynı. Bu durum sürekli karıştırılmalarına yol açıyor.


      Arın ailesinin rasathanesinin Yunanistan'daki kolunun başında duruyor. 
Soylu ailesi bu işe kendilerini adamışlar.

Gemilere yeni doğan kız çocuklarının adlarını veya gelinlerin adlarını koyuyorlar. Hatta ikizlerin annesi babası bu yüzden bir an önce evlenmelerini istiyor. 
Gemileri denize indirirken ailecek mutluluktan ağlıyorlar falan öyle bir sevgi yani.


      İşte Arın'ın Yunanistan'da mutlu bir hayatı ve Celia adındaki bir manken ile uzun süredir devam eden bir ilişkisi var.


      Meriç ise Türkiye'de ailesinin yanında yaşıyor. Capcanlı bir kişiliği var. Rengarenk giyiniyor ve tam bir çapkın. Arın'ın tam zıttı. Asla romantik işlere gelemiyor. Derken bir gün bir kızın peşinden taaa nerelere gidiyor. Nereler olduğunu unuttum ama baya uzaklara dağ tırmanışına falan gitti bu kız için.
Ve gitmeden önce Arından ufak bir iyilik istedi. Küçükken hep yaptıkları gibi Meriç'in yokluğunda Arın, ikizinin yerine geçip onun yokluğunu fark ettirmeyecek.

      Zorla da olsa ikna olan Arın daha ilk günden sekreterin gazabına uğruyor ne olduğunu şaşırıyor. Ardından hiç tanımadığı bir kadın -Tuna- arabasını çiziyor yanı aslında Meriç'in arabasını çiziyor.  Tuna geçmişten Meriç'e kinli. Aklınca intikam almaya çalışıyor. İşte Arının, Tuna'yla ilk tanışması bu şekilde oluyor.

      Kitap akıcıydı ama bence 200 sayfa kadarı fazlaca uzatılmış. O kısımlar olmadan da olaylar gideceği yere ulaşırdı. Bir de kitap uzun ama her şey kısacık sürede gelişti geri kalan sayfalar öylesine yazılmış gibi geldi bana. Mesela kısacık sürede aşık olundu ya da ne bileyim Arın ve Celia'nın ilişkileri gayet güzelken ortada bir sorun yokken sanki uzun zamandır tartışma içindelermiş gibi birbirlerine daha fazla tahammül edemeyeceklermiş gibi aniden bitiverdi bir anda ayrılık kararı alındı. Sonra kalan sayfalar vakit geçirmek amaçlıydı. 

      Ayrıca Arın'ın, Celia ile gayet güzel bir ilişki yaşarken, Celia ile evlenmeyi düşünmemesi buna rağmen aynı evde yaşamaları ama Arın'ın, ben namuslu bir Türk kızıyla evlenirim tripleri, eski Türk kafasıyla düşünmesi açıkcası sinirimi bozdu. Ailesi de eski kafalıydı. Tamam gelenek göreneklere bağlıyız da sen bir ilişkiye 3 sene vermişsin bir şeyleri göze almış olman lazımdı o kız sana kalbini, bedenini açmış, geleneklere bağlıyız diye de kullanıp atılamaz yani.

      Bazı ufak tefek tutarsızlıklar vardı şu an hatırlamıyorum. Tuna çok dengesizdi ne düşündüğü ne yaptığı belli değildi. Ayrıca çok inatçıydı. Arın ise ilk görüşte kızın peşinde koşmaya başladı. İlk görüşte aşk olabilir belki tabi ben böyle bir şeye inanmıyorum ama ortada Celia varken ne bileyim bu kadar çabuk aşık olmamalıydı. En azından önce Celia ile arasındakini bitirmeliydi.

      En çok son 70 sayfayı beğendim. Kitap genel olarak akıcıydı ama dediğim gibi gereksiz uzundu. Biraz daha kısa olsa 300 sayfa civarı çok daha güzel olurmuş. Benim eğlenerek okuduğum bir kitap oldu. Konusu 
gayet güzeldi. Ama daha farklı işlenebilirdi.

       Fatma Erdek'in kalemini sevenlere tavsiye ederim ama bence Gece İle Şafak her daim zirvede kalacak.


Puanım:

5 Kasım 2015 Perşembe

KABT #8 Phillip Margolin - Kanlı Hesaplaşma


Kitap Adı: Kanlı Hesaplaşma
Yazar Adı: Phillip Margolin
Orijinal Adı: Gone But Not Forgotten
Basım Yılı: 2015

Arka Kapak:
Portland karanlığa gömülmüştü. Zengin ve saygın adamların eşleri birer birer kayboluyordu. Bu kayıpları birbirine bağlayan yegâne işaretse tek bir siyah gülle, üzerinde Gitti Ama Unutulmadı yazan nottu. Bu durum geçmişte ülkenin bir diğer ucunda yaşanan dehşetin yeniden ortaya çıkması anlamına geliyordu. Tıpkı o zaman olduğu gibi korku dolu günler yaşanacak, peşi sıra ölümler olacaktı. Bir katilin gölgesi hayatını karartırken, savunma avukatı Betsy Tannenbaum bir kâbusun içinde kapana kısılmıştı. Çok yakında soğuk, güçlü ve hilekâr bir müvekkili savunmak için sahip olduğu her şeyi ve sevdiği herkesi tehlikeye atacaktı. Bu adam bir kurban da olabilirdi bir cani de.




       Herkese merhaba 🙋 Kitap Avcıları olarak okuduğumuz Kanlı Hesaplaşma bitti.

       Hunter's Point kasabasında kadınlar kayboluyor. Cesetleri bile bulunamıyor. Kaybolan kadınların evlerinde siyah bir gül ve bir not bulunuyor: Gitti Ama Unutulmadı. Katil o kadar başarılı ki arkasında hiçbir delil bırakmıyor. Olay yerinde boğuşma izi bile yok. Dedektifler, polisler peşine düşüyor. Daha sonra Peter Lake adındaki başarılı avukatın karısının ve kızının öldürülmesi ve olay yerinde gül ve notun yanında bulunan cesetler, işleri çıkmaza sokuyor. Kim bu katil? Nancy Gordon kendini bu işe adamış bir dedektif. Hunter's Point'teki olayın üstü örtülüyor katil bulundu deniliyor ve dava kapanıyor. Sizce olay yerinde hiçbir delil bırakmayan biri bu kadar kolay bulunabilir mi? 

       Yıllar sonra Gül katilinin Portland, Oregon'da tekrar ortaya çıkması kafalarda soru işareti bırakıyor. Nancy Gordon katilin peşinde ve bu sefer kim olduğunu biliyor.

       Betsy Tannenbaum adlı avukat bütün gayretiyle bu işe girişiyor. Müvekkilini korumak için neleri tehlikeye atacak? Daha doğrusu davası uğrunda her şeyi tehlikeye atmaya değecek mi? 

       Ben polisiye okumayı sevmem açıkcası hiç tarzım değil fakat gerçekten Kanlı Hesaplaşma fikrimi değiştirdi bundan sonra gelsin polisiyeler. Ya en başından katil belli tamam diyorum kafam rahat bir bakıyorum başka başka olaylar, kişiler. Hiçbir şey tahmin ettiğim gibi gitmiyor. Tamam kesin suçlu bu diyorum o kişinin olayla alakası bile olmuyor sınavda 1-2'ye doğru diyip cevabın yalnız 3 olması gibiydi. İlk 30 sayfa kitabın akışını anlayamadım. Kitapta çok fazla karakter var orası birazcık zorladı beni kimin kim olduğunu unuttum sürekli başa dönüp baktım.

       Kitap sayesinde ceza hukukuna merak saldım. O kadar akıcıydı ki tek solukta okunacak bir romandı. Kitabın hukuku bilen biri tarafından yazıldığı belli -yazar avukatmış- Yazarın dili çok güzeldi fakat iş yazarda bitmiyor çevirmenin de bir o kadar önemli olduğunu biliyoruz. Çevirmen çok güzel iş başarmış. Polisiye seven herkese gözüm kapalı öneririm, polisiye okumaya başlamak için de güzel bir seçim olur ama polisiye sevmiyorsanız pek tavsiyem değildir. 

Puanım :



2 Eylül 2015 Çarşamba

Fatma Erdek - Gece İle Şafak Kitap Yorumu



Kitap Adı: Gece İle Şafak
Yazar: Fatma Erdek
Sayfa Sayısı:523
Basım Yılı:2015


Arka Kapak:Karanlıkta bile gören gözdü yürek. Bir kez bağlandığında, iz sürüyordu. Onlar sevgiyi de, acıyı da birlikte yaşamışlardı. Büyüklerin dünyasında kötülüğün kurbanı olmuş, kaderin savurduğu farklı yönlerde kaybolmuşlardı.

Yıllar geçmiş, yaşamlar değişmiş, dile getirilemeyen acılar karanlıklarda hapsolmuştu. Ancak bir gerçek vardı ki; aynı ateşte yanan yürekler, biraz örselenmiş, biraz olgunlaşmış olsa da, birbirini tanıyordu.

Fakat hayat bu kez onlara farklı roller çizmişti. Gece, intikam ateşiyle yanan bir kadın… Şafak, sevdiği kadını korumak için kendinden vazgeçmeye hazır bir erkek… Gerçeği ararken, aşkın ve tutkunun esiri olan iki yürek…


Bir yanda dar, çıkmaz sokaklar, birbirine yaslanmış



 

gecekondular, benzer yazgılar, yüzler, insanlar… 

Diğer yanda karanlığa sahte ışıklar yakan sazlı sözlü mekânlar, suçlar, suçlular, hem sefil, hem de göz alıcı hayatlar…

Tehlikenin koynunda, sırlarla çevrili derin bir AŞK hikâyesi okumaya hazır mısınız?



             Gece ile Şafak. Alana kadar akla karayı seçtim. Her girdiğim kitapçıda kitaba sarılıp okşadım arkadaşlarım bakıyordu bu kız deli mi diye ama ne yapayım ismi bile al beni diye bağıran bir kitap üstelik de ciltli. 1 gecede bitirdiğim kitaplar arasına girdi.

             Gece, kulüplerde assolistlik yapan güzeller güzeli bir kız. Etrafındakiler ona hayran. Bakan dönüp bir daha bakıyor. Güzelliğiyle herkesi büyülüyor. Ayhan Çakır'la yaptığı iş görüşmesi üzerine Çakır'ın en gözde kulübü ÇakırKeyif'te şarkı söylemeye başlıyor.  Şafak ise Gece'nin çalıştığı kulüpte Çakır'ın en güvendiği insanlardan, Gece'nin de güvenliği için korumalığını yapıyor. Her an yan yanalar yani. Ayrıca evleri de aynı apartmanda. Bu da kaçınılmaz bir yakınlaşmayı beraberinde getiriyor.






             Gece, intikam hırsıyla kavrulmuş, yıllarca içinde taşıdığı yara hala taze. Sırf bu uğurda kendi benliğini bir kenara koyup bambaşka biri olmuş. Aklında tek bir isim var. Tuncay Demirhanlı. Peşine düştüğü kişiyi bulmaya, kendi yarasını kanatmaya, sırları açığa çıkarmakta kararlı. Şafak zaten kapalı kutu.

             Kitapta bir günümüz bir geçmiş yıllar anlatılıyor. Geçmişte yaşayan mutlu bir aile. Leyla, Hikmet, Ceylan, Reyyan, Karaca. Her zorluğa göğüs germişler yine de bozulmamış mutlulukları. Ta ki o acı olaya kadar. Mahur ve oğlu Toprak ise yan komşuları. Mahur'un kocasını kaybetmesiyle hayatları ters yüz olan bir aile. Durumlarına ne kadar üzüldüğümü de anlatamam. Mahur'un çektiğini kimse çekmemiştir.

             Toprak ve Karaca ise o umutsuz günler arasında birbirine sıkıca sarılmış destek olmuş ufacık bedenlerine rağmen kocaman yüreğe sahip iki çocuk.

             İki olayın bağlantısı kitabın sonunda açığa kavuşuyor. Zaten ortalara doğru geldiğinizde durumu kavramış oluyorsunuz. Kitap felaket akıcıydı. Sanki 30 sayfa okumuşum gibi gelirken bitiverdi. Çok sevdim çok. Fatma Erdek'in okuduğum ilk romanıydı ve son olmayacak. Yalnız beni rahatsız eden bir konu vardı. Gece'yi gören bütün erkeklerin dibi düşüyordu, geneli de ona aşık oluyordu. Çok fazla mükemmel bir karakter olmuş tipi, fiziği, sesi, zekası... Ayrıca özgüveni de çok fazlaydı. Bu kadar kusursuz olmasaydı çok daha güzel olurdu bence.

             Son cümleden kaynaklı yüzümde oluşan gülümseme eşliğinde kapattım kitabı.



''Aklını kaçırıyordu Şafak. Bir çeşit esaretti bu. Fakat ne kelepçe vardı bileklerinde ne de etraflarını çevreleyen kilitli dört duvar. Yalnızca o meneviş gözler...''

''Hangi dünyada olursa olsun, emirler insanın elini, kolunu, dilini ve gözünü bağlıyordu. Çoğu zaman da vicdanının önüne bir duvar örüyordu. Ancak sadece kalbine hükmedemiyordu insan. Hiçbir emir, aşka engel olamıyordu.''


Puanım:

28 Mayıs 2015 Perşembe

KABT #1 J.A. Redmerski - Hiçliğin Kıyısında Kitap Yorumu

Kitap Adı: Hiçliğin Kıyısında
Yazar: J. A. Redmerski
Orjinal Adı: The Edge of Never
Seri Bilgisi: The Edge of Never #1
Sayfa Sayısı: 472
Basım Yılı: 2014
Yayınevi: Ephesus Yayınları


Arka Kapak:
Yirmi yaşındaki 
Camryn, alışılmışın dışında bir yaşam tarzı düşlemektedir. Fakat başına gelen trajediler bu yaşamı kendisinden zorla çekip alınca, ilk bulduğu otobüse atlayarak varış noktasını bilmediği bir yolculuğa çıkar. Çıktığı bu kendini yeniden keşfetme yolculuğunda, kendisi gibi nereye gideceğini bilmeyen, Andrew Parrish adında biriyle tanışır. Fakat Andrewun da bazı karanlık sırları vardır… Andrew yolculukları esnasında Camryne kimseye bağlı kalmadan, içinden geldiği gibi yaşama, en derin ve kuytu arzularına teslim olma sanatını öğretir. Ancak Andrew'un ondan gizlediği sır yolun sonunda kendisini beklemektedir. Bu sır ikiliyi bir araya getirebilecek midir, yoksa onları sonsuza dek birbirlerinden ayrılmaya mı mahkûm edecektir?


            Hiçliğin Kıyısında, tur kapsamında okuduğumuz ilk roman.

      Camryn 20 yaşında, sarışın, mavi gözlü, girdiği ortamda beğenilen ilgileri üzerine toplayan biri. Hayatın monotonluğundan sıkılmış bir kız. Alışılmışın dışında bir hayat istiyor ki aslında böyle bir hayat istemekte çok haklı. Ayrıca hayatını sorgulayıp her şeyi olduğu gibi kabul etmiyor. İlk aşkı olan Ian'ı trafik kazasında kaybediyor, abisi sarhoşken birine çarpıp öldürüyor ve hapiste yatıyor, yani aile denen bir şey kalmamış ortada. Acı çekmiş, ağır yükler taşımış. Derken bir gün yakın arkadaşı Damon'ın davranışı son noktayı koyuyor. Cam bu olayı en yakın arkadaşı olan Natalie'ye anlattığında, Natalie inanmıyor. Camryn de yeter artık diyerek yanına aldığı eşyalarıyla gördüğü patatesten dolayı aklına gelen ilk yer olan patatesiyle meşhur Idaho'ya doğru yola çıkıyor.

      Andrew 25 yaşında, kahverengi saçlı, yeşil gözlü, dövmeli, gamzeli çok yakışıklı ama kesinlikle tipinden dolayı kibirli değil. Ayrıca sürekli mutlu olmaya çalışan biri. Ve karşısındaki insanın da mutlu olmasını istiyor. Belki o da çektiği acıları bu şekilde gizlemeyi tercih ediyordur. Ölüm döşeğindeki babasını ziyarete gitmek ve kafasını toparlamak için uzun bir yolculuk istiyor. 

      Andrew ve Camryn tesadüfen aynı otobüste birlikte yolculuk yapıyorlar. Aslında "Tesadüf, yazgıya verilen hayali bir isimden ibaret "değil midir? Kendilerince yaşadıkları problemler onları bir araya getiren en önemli unsur.

      Aslında hepimiz böyle bir şeyi istemez miyiz? Çoğumuzun hayalidir her gün yaşadığı sıkıcı hayattan kurtulup çantaya eşyaları doldurup upuzun bir yola çıkmak. Tabi biz böyle bir yola çıksak bize Andrew gibi biri denk gelir mi? Orası belli, hayır. Gerçi böyle bir yola çıkamayız bile ama neyse.

      Andrew korumacı, şakacı, müzik zevki harika ve tam bir adam gibi adam olanlardan. Anlayışlı olmak konusunda master yapmış. Sadece dış görünüşü değil, düşünceleri de güzel olan biri. Ne istediğini bilen ve doğal kızlardan hoşlanıyor. Camryn dediğim dedik, eğlenceli ama kesinlikle aptal bir sarışın değil. İlk başlarda konusu basit gibi gelse de iyi ki okumuşum dediklerimden biri oldu bu kitap. Hani sanki yanında çok rahat hissettiğim ve en çok sevdiğim kişiyle birlikte seyahate çıkmış gibiydim. 2 karakterin ağzından anlatılması "Neden böyle bir şey yaptı ki?" diye düşünüp kendimi yiyip bitirmemi engelledi. Yalnız son bölümlerde "Nasıl olur? Oha be" tepkilerim eksik olmadı. Hiç beklemiyordum. Andrew ve Camryn, birbirlerini tamamlayan iki insan. Çok doğallar. Aralarında geçen diyaloglar çok eğlenceli. Favori çiftim olmaya adaylar.

 Puanım: