Kitap Yorumu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitap Yorumu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ocak 2017 Pazar

Lauren Oliver - Deliryum Kitap Yorumu & Devam Kitapları

   
Kitap Adı: Deliryum
Yazar Adı: Lauren Oliver
Orijinal Adı: Delirium
Seri Bilgisi: Delirium #1

Sayfa Sayısı: 504
Basım Yılı: 2014

Arka Kapak:

Aşk tedavisinden sonar sonsuza dek mutlu ve güvende olacağımı söylediler.Ve ben, onlara hep inandım.Şimdiye dek.Şimdi artık her şey değişti.Artık, bir yalanın baskısı altında yüzyıl yaşamaktansa, aşk hastalığıyla geçireceğim kısacık bir ömrü tercih ederim.





         Herkese merhaba ^^


       Bugün efsane güzellikte bir kitabın yorumunu paylaşacağım. Deliryum'u elimden çok az bir süre bırakıp gün boyu okudum. Bittiği için yaşadığım üzüntü ama devamının elimde olmasından dolayı duydugum sevinç birbirine girmiş durumda. Cümleleri toparlayamıyorum.



      Aslında seri olarak yorumunu girmek istedim ama önce ilk kitabın güzelliğini fark ederseniz serinin devamının geleceğinden fazlasıyla eminim. Gelelim yoruma.


      

       Lena'nın yaşadığı yerde aşk, bulaşıcı bir hastalık sayılıyor adı da deliria. Bu yüzden 18 yaşına gelen herkes birtakım ameliyattan geçerek bu enfeksiyonu kapma riskinden kurtuluyor ve ameliyat mecburi. Eğer enfeksiyon kapan olursa ve 18 yaşından küçükse ameliyat tarihini erkene alıyorlar ve bu çok büyük bir risk. Çoğu zaman delirmelere yol açıyor. O yüzden aşık olmak çok büyük bir risk, kesinlikle yasak. Ve ölümcül.

     
        Deliria'ya yakalanan çoğu insan tedaviye direniyor ve intihar ediyor.

Aşklarını unutmaktansa ölmeyi tercih ediyorlar.


       Ülkedeki insanlar ameliyat sonrasında kendileri için uygun görülen eş listesinden bir aday seçip ömür boyu 'sağlıklı' bir hayat yaşıyorlar ama seçtikleri eşleriyle biraz fazla temas etmek bile yasak, arzular ve istekler kesinlikle yasak. Mesela fazla gülmek bile yasak çünkü bu da deliria belirtisi sayılıyor. Ayrıca tedavi edilmeyenlerin gece 9'dan sonra dışarı çıkması yasak. Aşk kelimesini kullanmak tamamen yasak. Telefonlar dinleniyor ve eğer aşk veya sempatizan gibi kelimeler duyarlarsa, kelimeleri kullananlar anında çürüyen kadar lahitlere atılıyorlar. Hatta nefret de yasak. Çünkü nefret güçlü bir duygudur beraberinde arzuyu getirir o da aşk demektir.

Duygulardan arınmış bir şekilde sıradan, tekdüze bir hayat. Devlet bunu sağlıyor. Sizi tehlikelerden koruyor, acı çekmenizi engelliyor. Her şeye onlar karar veriyor. Yapılacak çocuk sayısından dinlenen müziklere kadar. Her yanı yasaklarla ve kısıtlamalarla dolu, güvenli bir yer.
Lena'nın deliria riskinden kurtulmasına sayılı günler var sonrasında ona vaat edildiği gibi sakin bir hayat yaşayacak. Çünkü annesi daha önce deliria yüzünden gözlerinin önünde intihar ediyor ve Lena genetik olduğu varsayılan bu hastalığa yakalanma riski taşıyor.


       Lena mutluydu ta ki aslında her şeyin bir yalan olduğunu anladığı güne kadar.



       İşte orada devreye Alex giriyor. Eğer deliria böyle bir hastalıksa ben de üç beş doz alayım diyorsunuz çünkü Alex insana bunları söylettiriyor. Bir de sürekli elektrik verilen çitlerin öteki tarafı var. Orada yaşayanlara Sakatlar deniliyor. Devlete ve tedaviye bütün varlıklarıyla karşı çıkanlar.

Aslında var oldukları bile şehir efsanesi olarak düşünülüyor çünkü devlet onları gizli tutuyor ve varlıklarını reddediyor.


       Konu bakımından özgün müydü derseniz değildi. Daha önce okumuş olduğum Kurucunun Kızı ve Eşleşme kitaplarının harmanlanmış haliydi hatta biraz da karakterler bakımından Karanlık Zihinleri hatırlattı bana ama kesinlikle hepsinden abartısız 2-3 kat güzeldi.



       Karakterleri olsun, işlenişi olsun, yaşattığı duygular olsun mükemmeldi. Yazarın dili çok güzeldi. Giriş kitabı olmasına ve diğer kitaplara oranla daha az aksiyon olmasına rağmen kalbim ağzımda okudum kitabı. Her sayfası soluksuz okutturdu.

Asla bırakamadım. Özellikle Alex'in kitaba girdiği sayfalardan itibaren kendimi kitabın içinde kaybettim. Çok güzeldi ya.


       Lena'nın bazı hareketleri sinirimi bozdu. İlk başlarda çok pısırık ve korkak bir kızdı. Düşündüklerini ve hislerini karşı tarafa söylemeye çekiniyordu. Yine de bu ufak tefek detaylar puan kırmama bir sebep değil. Alex bütün eksiklikleri önemsizleştirdi. Kitabı kusursuzlaştırdı. Kitabı o kadar çok sevdim ki sürekli baştan başlayasım geldi. Zaten ileriki kitaplarda karakterler öyle bir değişiyor ki. Bambaşka kişiler oluyorlar.


       Ve o Lena.... Allah seni bildiği gibi yapsın. 2. kitabın sonunda kalbime bir hançer saplandı o kadar çok acı çektim ki. Her yeri ihanet kokusu sardı. Lena güçlü ve cesur bir karaktere dönüştü. Fakat ne kadar güçlü olursa olsun bu yaptıklarını asla ve asla affetmeyeceğim. Bu kadar iradesiz olduğun için senden nefret ediyorum Lena.



       Her kitap için daha güzeli olamaz derken bir sonraki kitaba geçtiğimde Allahım bu nasıl mükemmellik demekten kendimi alamadım. Yazarın her kitap bitiminde kendini fazlasıyla geliştirdiğini fark ediyorsunuz zaten.


       Sadece çeviri kısmında ufak bir kusur var. Aynı kişi tarafından çevrilmiş fakat bir kitapta çitin öteki tarafındakilerin adı Gereksizler diye çevrilirken bir kitapta Sakatlar diye çevrilmiş. Hapishanenin adı bir kitapta Lahitler olarak diğerinde Mezarlar olarak çevrilmiş. Bu tarz ufak tefek farklar vardı. Yine de hiç ama hiç problem değildi.


       Kitabın içinde sürüklendiğinizi hissediyorsunuz. Alıp götürüyor. Ufak bir detay var şimdiki zamanla yazılmış belki bu kısımdan hoşunuza gitmeyebilir gerçi ben 2. kitabın sonuna gelene kadar hangi zamanla yazıldığını fark etmemişim bile.



       3. kitapta aksiyon tavan. Kalp sıkışmalarına hazır olmanız lazım. Bir dakika durmuyorlar çünkü. Kitabın sonunu okurken üzerimden kocaman bir yük kalktı. İstemsizce kitabı okurken fazlasıyla gerilmişim. O stresi hissediyorsunuz zaten. Kapağı kapattım ve hafifledim ama bir anda o kadar maceranın içinden çıkınca hayatım çok sıradan gelmeye başladı. Her şeyin ucu açık kaldı daha farklı bir şeyler, net bir sonuç bekliyordum 'keşke devamı olsa' şeklinde düşünmeseydim daha iyi olurdu ama bu da kabulümdür.



       Böyle güzel kitaplar okudukça fazlasıyla mutlu oluyorum. Keşke bir imkan olsa da hiç bitmese. Bu seriyi çok fazla okuyan yok gördüğüm kadarıyla. Bekletmeyin okuyun. Çünkü hak ediyor.

Umarım okuyanlar da benim kadar beğenir ki beğeneceğinizden eminim 🙈
Seri Genel Puanım:






"Neden umursuyorsun ki?" diye soruyorum fısıldayarak.
"Sana söylemiştim," diye fısıldıyor. Nefesinin kuşağımın hemen arkasını gıdıkladığını, ensemdeki tüylerin dikilmesine yol açtığını hissedebiliyorum. "Senden hoşlanıyorum."
"Beni tanımıyorsun," diyorum çabucak.
"Ama tanımak istiyorum."

18 Ekim 2016 Salı

Bedriye Zobu - Soğuk Kitap Yorumu

Kitap Adı: Soğuk
Yazar Adı: Bedriye Zobu
Sayfa Sayısı: 482
Basım Yılı: 2015

Arka Kapak:
"Bir adam. Buzdan kaleleri olduğu varsayılan, aslında o hayali kalelerinin çok uzağında yaşayan bir güzel adam. Bir kadın. Ayaklarının dibine dökülen hayallerini, adamın ilgisiyle sulayıp yeşertmek isteyen mahzun bir genç kadın. "Çocuksun çocuk," dedi gülerken. Kısılan gözleri normal haline dönmeden, "Büyüme ama hiç," diye ekledi. Onun üslûbunun aksine karşısında daha ciddi durarak, "Sen büyüdün mü, adam?" diye soruverdim.





Yorumum:

         Sahil ve Baran. İkisi de etrafındakileri uzaklaştıran, soğuk görünümlü insanlar. Sahil, liseden beri Baran'a platonik. 

         Bir de Onay var, lisede Sahil'in canına okuyan, sürekli problem yaratan. 

         Konusundan bahsetmek istemiyorum, zaten az çok tahmin edilmiştir. 
Ben bu kitabı daha okumadan favorilerim arasına koymuştum öyle bir sevgi. Okudukça da çok yerinde bir karar verdiğimi fark ettim. 

         Ben bir karakter yaratacak olsaydım bu kesinlikle Baran olurdu. 
Evet öküz, kaba, sinirli biri ama işte gönül bu aşık olduk bir kere 😒 

         Baran, kendini dışarı kapatmış, hayatına çok fazla insan almayan bir tip. Nefret dolu bir insan beklemiştim. Aslında "buzdan kaleleri" o kadar da buzdan değilmiş onu öğrendim. 

         Sahil, platonikliğin yükü altında ezilen biri. Daha sahip olamadığı halde sürekli Baran'ı kaybetme korkusu yaşıyor bu da onun dengesiz hareket etmesine sebep oluyor. 

         Gerçekten çok ufak şeylerde sinirlenip ortamı terk ettiği oldu. Sinirlenecek bir şey de yok yani. Ufacık şeylerde kavga etti, problem çıkardı. 

         Onay, ne yaparsa yapsın sevemediğim bir karakter. Yaptığı şeylerin sebepleri var ama yeterli gelmedi. 

         Sahil'in ablası Deniz. Tek kelimeyle şırfıntı. Bir insan bu kadar karaktersiz, alçak olabilir 😒

         Yazarın kalemi acayip güçlü. Kitaptaki cümleler o kadar güzel ki. Her birini 2-3 kere okudum aklımda yer edinsin diye. İnsanı derinden etkiliyor.

         Kusursuz bir kitap mı? Hayır değil. Mesela Sahil'in bileği incindi 2 hafta ayağa kalkmaması lazım bir bakıyoruz Sahil yürüyor.
Ayrıca ertesi güne ne zaman geçildi, ne zaman gündüz oldu? Zaman geçişlerinde sıkıntı vardı. Ya da yaşanan bir olay sonrası akılda soru işaretleri kaldı ama o olay daha sonraki bölümlerde tekrar gündeme gelmedi unutuldu.
         Wattpad kitaplarına farklı bir bakış açısı getiren Soğuk'u her şeye rağmen çok sevdim. Çünkü Baran sevilmeyecek gibi değil. 

                Hazır ikinci kitap olan Vefa da çıkmışken bir bakmanızı tavsiye ederim.

     Puanım:


Aslında 4.5 vermiştim ama neyse ^^
        Sanırım 4N1K'dan sonra ilk defa bir Watty kitabına bu kadar yüksek puan veriyorum 🙊

        "Yağmur bazıları için histir. Fakat yağmur, kahverengi gözlü, hüzün paltolu güzel adamdı benim için. Yağmur bana onu hatırlatıyordu. Onun vazgeçilmez olduğunu... Onu sevdiğimi. Baran Uysal ki, kahverengi. Bir yağmur damlası misali." 

Rebecca Donovan - Sil Baştan Kitap Yorumu

Kitap Adı: Sil Baştan
Yazar Adı: Rebecca Donovan
Orijinal Adı: What If
Sayfa Sayısı: 456
Basım Yılı: 2016

Arka Kapak:

Kırık Kanatlarla Ne Kadar Yükseğe Uçabilir Kalbin?

Acı mı çekmedim? Yaralarını sen diye sardım kalbimin, gözyaşlarımla. Mutlu mu olmadım ya da? Gülmenin anlamı seninle büyümekti, küçülmeyen elbiseler gibiyken zaman. Dikenli yollar, yok olan umutlar ve yitirdiklerimiz ardımızda. Ama bana, yine yürür müsün o yolları diye sorsan küllerinden doğar gibi... Her şeye rağmen, seninle bir daha yanarım derim.



Yorumum:

      Nefes serisine aşık biri olarak, Sil Baştan'da umduğumu bulamadım.
Beklentimin yüksek olmasının sebebi de arka kapak yazısıydı. O kadar etkilendim ki acayip güzel bir şey bekliyordum. Ama yanılmışım.

      Cal, Rae ve Richelle küçüklükte çok yakın arkadaşlar ve mahallelerine yeni taşınan Nicole'ü de aralarına alıyorlar ve dördü takılmaya başlıyorlar. Derken bir gün Richelle mahalleden taşınıyor ve Nicole de Cal ve Rae ile sebebini bile söylemeden konuşmamaya, görüşmemeye başlıyor.

     
      Uzun zaman sonra bir gün Cal, kampüste bir kız görüyor ve Nicole sanıyor ama kız adının Nyelle olduğunu söylüyor. Cal ise Nyelle'in sırrını öğrenmek için uğraşmaya başlıyor. 


      Kitabı 1 ayda falan bitirdim tam okumaya niyetleniyorum elim başka kitaba gidiyor. Asla bağlanamadım, ısınamadım. 


      Kitap erkek karakterin ağzından anlatılıyor ve şimdiki zaman kipiyle yazılmış. 
Karakterleri de sevemedim nedense. Tek beğendiğim kısım çocukluk anılarını okumaktı. Bir de son sayfalarda sırların açığa çıktığı kısımları sevdim.


      Çok kötü bir kitap değildi ama yanlış zamanıma denk geldi galiba. Belki başka zaman okusaydım severdim. Benim için eh işte ayarında bir kitaptı. Bu gidişle Nefes serisi zirvede tek olarak kalmaya devam edecek. 


      Puanım:

Ayrıca yeni logoyu sevemedim nedense şimdi diğer parodilerle yan yana koyunca iğrenç duracak 😒

Maria V. Snyder - Zehir Ustası Kitap Yorumu

Kitap Adı: Zehir Ustası
Yazar Adı: Maria V. Snyder
Seri Bilgisi: Study, #1
Orijinal Adı: Poison Study
Sayfa Sayısı: 378
Basım Yılı: 2012
Arka Kapak:

Celladına âşık olsan, hapisten kaçar mıydın?

Hızlı bir ölüm mü isterdin, yoksa yavaş yavaş öldüren bir zehir mi içerdin?

Yelena idam edilmek üzereyken sıradışı bir teklif alır: Ixia'nın yeni komutanı Ambrose'un çeşnicisi olmayı kabul ederse, hapisten kurtulup en güzel yemekleri yiyecek ve sarayda yaşayacaktır. Ama komutanın en güvendiği adamı Valek, Yelena'ya Kelebek Tozu adında bir zehir içirir. Böylece Yelena Valek'ten her gün panzehir almak zorunda kalır yoksa onu acılı bir son beklemektedir. Kaçsa da, kalsan da ölüm hep arkasındadır.

Yelena her gün zehir konusunda eğitimler alır ve giderek uzmanlaşır; sarayda dostlar bile edinmeye başlamıştır. Fakat bu kez de yetimhanedeki korkunç geçmişi Yelena'nın peşini bırakmaz. Çok geçmeden, yeni askeri yönetime isyan edip eski krallığı savunan isyancılar ve görüldüğü yerde vurulması emredilen büyücüler de, Yelena'nın düşmanları arasına katılır.

Zehir Ustası, Maria Snyder'ın sürükleyici, özgün ve ayrıntılarıyla büyüleyen fantastik üçlemesinin ilk kitabı.

Yorumum:

       Herkese merhaba ^^ Uzun bir aradan sonra yorumlarımı yeni yeni girmeye başlıyorum.
Yaza kadar bu şekilde ara ara yorum girmeyi düşünüyorum.

       Kitaba gelirsek, mükemmeldi. MÜKEMMELDİ. Bir kurgu bu kadar mı güzel olur ya?
Yelena yetimhanede büyüyen bir kızdır. Kaldığı yetimhane, General Brazell'e aittir ve Brazell, oğlu Reyad ile birlikte yetimhanedeki çocuklara işkence ederek içlerindeki büyüyü ortaya çıkarmaya çalışıyorlar. Yelena başarısız olduktan sonra onu  Reyad'a veriyorlar. Reyad Yelena'ya türlü işkenceler yapıyor, eziyetler ediyor ve bir gün daha da ileri giderek tecavüz ediyor.

       Artık dayanamayan Yelena Reyad'ı öldürür.

       Yelena işlediği cinayetten dolayı zindandadır ve cinayetin cezası idamdır. İdam sırası Yelena'ya geldiğinde komutanın eski çeşnicisi öldüğü için komutanın en iyi ve en sadık adamı Valek (aşkım bebeğim canım hayatım) ona bir teklif sunuyor. Yelena kabul ederse Ixia komutanı Ambrose'un çeşnicisi olarak hayatına sarayda devam edebilecek ya da idam edilecek ve kendinden bir sonraki mahkuma çeşnici olma teklifi sunulacak.
Yelena da bu teklifi kaçırmıyor ve çeşnici olarak yeni hayatına başlıyor. Zorlu bir eğitimden geçiyor ve bütün zehirleri öğreniyor ama bir tane zehir hiçbir zaman aklından çıkmıyor çünkü ölümü bu zehir yüzünden olabilir. Kelebek Tozu. Çeşniciler saraydan kaçmasın diye içirilen bir zehir.
Yelena her gün Valek'ten panzehir almak zorunda kalıyor yoksa zehir onu 2 gün içerisinde yavaş yavaş öldürecek.

       Yelena saraydaki hayatına ve görevine alışıyor yeni arkadaşlar ediniyor fakat yetimhanede yaşadığı korkunç anılar peşini bırakmıyor. Geçmişin hayaleti sürekli Yelena'yı rahatsız ediyor.
O da yetmezmiş gibi usta bir büyücü peşine düşüyor. Kısaca kitapta heyecan hiç bitmiyor.

       Resmen bu kadar güzel bir kitabı 2-3 sene kitaplıkta bekletmişim. Kitabı bıraktıkça tekrar aldım elime. Aklım sürekli oradaydı. Günlük işlerime bile odaklanamadım.

       Valek'e bayıldım.Kalbimi ellerine teslim ettim yani. Elinden zehir olsa içerim *-* Ah Valek.... Çevik, kuvvetli, koruyucu ve acımasız suikastçı.. Resmen Maria demiş ki ben mükemmel bir karakter yaratayım ve okuyanlar ona aşık olsun sonra gerçek dünyadaki erkekleri beğenmesinler ortaya da Valek'i çıkarmış. Yelena'nın hayatını kaç kere kurtardı sayamadım. Sürekli tetikte. Ayrıca aynı anda silahlı olan 4 kişiyle silah olarak sadece metal bir bira bardağı kullanarak dövüşebiliyor. Çünkü mükemmel olmak bunu gerektirir.


       Yelena'nın gücüne hayran kaldım. Hırsı, yaşama tutunma çabası takdirlikti. Ayrıca çok zeki ve kolayca öğrenen bir karakter. Kendini savunması gerektiğinin farkında ve bunun için kendisine yardım edecek iki kişi buluyor. Ari ve Janco.

       Bu arada kitaptaki favori ikilim -Valek'in yeri çok ayrı tabi- Ari ve Janco. O kadar tatlılar ki. Yelena'yı küçük kız kardeşleri gibi sahiplenmeleri, dövüşmeyi öğretmeleri, tehlikelere karşı korumaları falan. Kıskandım. Hem de çok.


       Kitaptaki kötü karakterleri bile sevdim. Yazar öyle güzel kurgulamış ve mükemmel karakterler yaratmış ki. Beğenmemek elde değil yani.

       Tamam Brazell, Reyad ve Mogkan'dan falan ölümüne nefret ettim ama olsun.

       Zaten insanı sıkan, zorlayan ya da Kızıl Yükseliş gibi beynini yakan bir kitap değil.
Yaratılan dünyaya girmek çok kolaydı. Ve kitaba başladıktan sonra kendinizi o ortamda kaybediyorsunuz.


       Şu sıralar okuduğum kitapları çok beğeniyorum ve Zehir Ustası da acayip severek, beğenerek okuduğum bir kitap oldu.


       Umarım okuyanlar da benim kadar beğenir ^^

       Puanım:



11 Ekim 2016 Salı

Paullina Simons - Bronz Atlı Kitap Yorumu

Kitap Adı:Bronz Atlı
Yazar Adı:Paullina Simons
Orijinal Adı:The Bronze Horseman
Seri Bilgisi:
The Bronze Horseman #1
Sayfa Sayısı: 663

Arka Kapak:
Acımasız bir kışın ve alman Ordusu tarafından kuşatılan 1941 Leningrad`ında, Metanov ailesi hayatta kalabilmek için olağanüstü zor şartlar altında inanılmaz bir yaşam mücadelesi veriyorlardı. Yicecek kıtlığı ve düşen bombaların arasında Tatyana ve Kızıl Ordunun genç subayı Aleksandr kendilerini savaş kadar tehlikeli sırların ve aileyi dağıtan imkânsız bir aşkın içinde bulmuşlardı. Stalin`in katı kurallarının geçerli olduğu Rusya, Hitler`in ülkeyi işgalinden sonra daha da şiddetlenen ölümcül baskıları arasında sıkışan âşıklar, bir yandan tarihin tarihin gizli kalmış köşelerine savrulurken bir yandan da kapılarını modern dünyaya açmaya hazırlanan bir asrın dönüm noktasında durmuşlardı.


Yorumum:

Bitti...
Başladığımdan beri elimden bırakamadığım kitap bitti. Şu an yarım kalmış hissediyorum.

Sovyetler Birliği'nin en kanlı günleri. Almanya ile yaşanan savaş yüzünden ülke berbat durumda. İnsanlar aç.
17 yaşındaki Tatyana savaş yüzünden eve yiyecek almak için dışarı çıktığında bankta otururken yolun karşısında onu görüyor, Alexander'ı.
Göz göze geliyorlar ve 2 gencin hayatları o anda birbiriyle kesişiyor.

Keşke kesişmeseydi ama iyi ki kesişti. Zamanlama yanlıştı.



Kitabı okurken resmen kriz geçirdim. Alexander tam anlamıyla bir şerefsiz ama o kadar harika ki hayatımda ilk defa böyle bir karakteri sahiplendim.
Bir bakış atıyor, bir gülümsüyor sanki ben Tatyana'ymışçasına eriyip bitiyorum. Fark ettim de bir erkekte üniforma gerçekten şart.
Neden Alexander'a aşık olduklarını anlamak zor değil. O korumacı tavırları
, fedakarlıkları, insanın içine işleyen bakışları, gülümsemesi... Daha ne olsun ki? 
Tek bir şey dışında. Şerefsizliği.

Kitap sizi içine çekiyor ve bitirmeden bırakamıyorsunuz. Ama bittiğinde de keşke bitmeseydi diyorsunuz. Yazar öyle güzel yazmış ki tebrik edesim geldi. Karakterlerin her biri ayrı güzel. O savaş günlerini okuyorsunuz hatta sadece okumakla kalmıyorsunuz resmen yaşıyorsunuz. Bütün her şeyi
, aşkı, özlemi, ihaneti, açlığı, sefaleti hissederek okuyorsunuz kitabı.
Hatta kendimi o kadar Tatyana rolüne kaptırdım ki kitap boyunca kapı çalsa da Alexander gelse diye bekledim.

Ya bir durum var, kitabın bütün gidişatıyla alakalı olan, işte o durum benim bütün sinirlerimi bozdu. Alexander'ı parçalayasım geldi.
Sen kim köpeksin ya? Ama öyle böyle değil çok seviyorum ya. Of şu an gözlerim yaşlı, kalbim kırık... Sonu beni o kadar üzdü ki. Alexander yaptı yine şerefsizliğini.
Sürekli bu çocuğa şerefsiz dedim ama okuyun, anlarsınız.
Bana hak vereceğinizden eminim.

Kitap o kadar güzeldi ki sevgimi kelimelerle anlatamıyorum. Ömür boyu tek bir kitap okumam gerekse ben Bronz Atlı'yı seçerdim. Öyle bir sevgi.
Milyon kere okuyabilirim.

Çok kalın gibi gözüküyor ama kitap bitince neden daha fazlası yok diye ağlayacak hale geliyorsunuz. O yüzden Allah'tan ikinci kitap var da işkence gibi bir bekleyiş yaşamayacağım.

Hemen gidip 2. kitap olan Tatyana ve Alexandr'a başlıyorum yoksa bu şekilde dayanamam.

Bronz Atlı benim için fazlasıyla özel bir kitap oldu. Bırakın 5 yıldız vermeyi 555 yıldız olsa yine veririm.

3 Mart 2016 Perşembe

Jessica Park - Sırılsıklam Aşk Kitap Yorumu


Kitap Adı: Sırılsıklam Aşk
Yazar Adı: Jessica Park
Seri Bilgisi: Flat Out Love #1
Orijinal Adı: Flat Out Love
Basım Yılı: 2015






Arka Kapak:

Uzun boylu, en azından bir seksen olmalı. Alnına düşen kum rengi saçları onu daha da cazibeli kılıyor… Tişörtünün üstünde “Kankam Nietzsche’dir” yazıyor. Bu Matt’ti... Julie’den hoşlanıyordu. Bir de Finn var; Julie’nin âşık olduğu. Karmaşık mı? Tuhaf mı? Kesinlikle öyle. Boston’a okumak için gelen Julie Seagle, hayatının böylesine altüst olacağını bilemezdi. Her şey onun için tam bir hayal kırıklığı olmuştu; dolandırılmış, ortada kalakalmıştı. Bu zor durumda sığınabileceği bir yer ararken yardımına Watkins ailesi yetişir. Ne var ki Julie, sığındığı bu ailenin biraz tuhaf olduğunu ve büyük sırlar taşıdığını düşünmeye başlar. Genç kadın, burada kalıp kalmaması gerektiğine karar vermeye çalışırken, ansızın kapısını çalan duygu onu şaşkına çevirir. Bu aşktır; virajlı, engebeli ve heyecanlı bir yolculuk… Ve böylesi bir yolculukta kimsenin yara almadan kurtulması mümkün değildir.

“Bugüne dek okuduğum en iyi kitap... Sayısız kitap okudum ama bunun gibisini asla. Gülmekten gözlerimden yaşlar geldi. Komik, hüzünlü, romantik, sözün kısası harika.”



           Sırılsıklam aşk bitti. Kitabın arkasını okumak gibi bir hataya düşmüştüm. Keşke okumasaydım. En can alıcı noktayı kapağa niye yazarlar ki? Başında koskocaman spoiler yazsa yeridir. Arkasını okumamanızı tavsiye ederim. 



           Julie üniversite için Boston'a gidiyor ve orada önceden kiraladığı evin aslında olmadığını görüyor. Yani dolandırılmış. Elinde valizleri ile sokakta kalıyor. Annesinin çok eski yakın bir arkadaşı, Erin Watkins, Boston'da yaşıyor ve Watkins ailesi Julie'yi evlerinde yaşaması için yanlarına alıyor. Fakat Watkins ailesinin tuhaf davranışları, sakladıkları sırları var. Julie bunu öğrenebilecek mi? Kendisini Watkins'lere sevdirebilecek mi?

           Matt, tuhaf tişörtler giyen, aşırı inek ve aşırı sevimli biri. Julie ile atışmalarını, diyaloglarını okurken çok eğlendim. Celeste ise küçük kardeş. Sessiz sakin, kendini dış ortama kapatmış, asosyal ayrıca çok büyük bir problemi var. Julie ise Celeste'in duvarlarını yıkıp ona ulaşmaya çalışıyor.

           Hani çok sevdiğiniz bir yiyecekten son lokma kalmıştır. Yersiniz tadı damağınızda kalır, son lokma olduğu için kıymetlidir. Devamı yoktur çünkü. İşte bu kitapta onları hissettim. Bitmesin devam etsin ömür boyu açıp okuyayım istedim.


           Ben çok çok basit bir aşk hikayesi beklerken karşılaştığım şey bambaşka oldu. Herkes sonundan bahsediyordu. En fazla ne olabilir ki? dedim. Demez olaydım. Yüz yılın şokunu yaşamış olabilirim. 474838 tane senaryo düşündüm aklıma bütün klişe aşk romanı sonlarını getirdim tahmin edebildiğim yer sadece %3'lük kısmıydı.

           Karakterler o kadar sıcak, o kadar içten, o kadar güzellerdi ki. Her birine sarılasım geldi. Karakterleri yaşadım. Hüzünlerini, sevinçlerini, kalp kırıklıklarını... Her şeyiyle hissettim. Şu an keşke kitabı unutsam da tekrar aynı heyecanla okusam diyorum. İyi ki Antalya'ya gidip almışım -Isparta'da yoktu çünkü-. Böyle bir kitabın okunması gerekiyor. Eminim size de çok iyi hissettirecek, son sayfayı kapattığınızda yüzünüzde bir gülümseme olacak. 2016 favorilerim arasına hoşgeldin Sırılsıklam Aşk.


Puanım:

Rainbow Rowell - Eleanor & Park Kitap Yorumu


Kitap Adı: Eleanor & Park
Yazar Adı: Rainbow Rowell
Basım Yılı: 2015

Arka Kapak:

İki Uyumsuz İnsanSıradışı Bir AşkeleanorKızıl saçlar, tuhaf giysiler. Park başını çevirene kadar onun arkasında duran; o uyanana kadar yanında uzanan; diğer herkesi daha soluk, daha sıradan ve yetersiz gösteren… Eleanor.parkBir şarkıyı ona dinletmeden Eleanor’un seveceğini bilen; o sonunu anlatmadan esprilerine gülen; göğsünde, tam boğazının altında, Eleanor’u ona verdiği sözleri tutmaya itecek bir yere sahip olan… Park.İlk aşkın sonsuza dek sürmeyeceğini bilecek kadar zeki ama bunu deneyecek kadar cesur ve umutsuz, on altı yaşındaki iki talihsiz âşığın bir okul yılı boyunca süren hikâyesi.Eleanor, Park’la karşılaştığında siz de ilk aşkınızı ve nasıl da büyülendiğinizi hatırlayacaksınız...

 “Eleanor&Park, genç olup bir kıza aşık olmanın ötesinde, genç olup bir kitaba âşık olma hissini de hatırlattı bana.”
-John Green, Aynı Yıldızın Altında’nın yazarı
“Komik, umut dolu, biraz küfürbaz, seksi ve hüzünlü… Bu tatlı aşk hikâyesi hem gençleri hem de yetişkinleri etkileyecek.”
-Kirkus Reviews



“Bu çekici, zeki ve naif hikâye gerçek aşkla dopdolu. Okurlar Eleanor&Park’a hayran kalacak.”
-Gayle Forman, Eğer Yaşarsam’ın yazarı



         Eleanor asla sıradan olamayacak bir kız. Kızıl ve kıvırcık saçları, kareli erkek gömlekleri, kollarındaki fularlar ve bileklikler, bir sürü küçük kardeşi, annesi ve üvey babası, toplumdaki duruşu, tavırları Eleanor'u sıradan olmaktan çıkarıyor.
  
         Eleanor okul servisine bindiğinde, Park'ın yanının boş olması da Eleanor ve Park'ın başına gelebilecek en güzel tesadüf.          Park'tan nasıl bahsedeceğimi bilemiyorum. Her gün okumanız için size çizgi romanlar getiren, seveceğinizi tahmin ettiği müzikler için kaset dolduran, hatta kasetçalarından vazgeçip size veren, Dünya'da eşsiz ve sevilmeye değer olduğunuzu ve her türlü durumda yanınızda olacağını hissettiren, sadece sizin fikirlerinizi önemseyen birini düşünün. İşte o düşündüğünüz kişinin ekstra havalı, Asyalı ve yeşil gözlü olanı Park.

         Eleanor ve Park görebileceğiniz en ilginç çift. Keşke beni de birisi böyle sevse diye düşündüm, keşke benim de bir Park'ım olsa.          Kitabı okurken çikolatalı puding yiyormuşum gibi hissettim. Uzun zamandır bu kadar saf ve içten bir aşk hikayesi okumamıştım. Şehvet duygusu arka plandaydı. Geneli şehvet ve arzu üzerine yazılıyor şu sıralar. Bu yüzden Eleanor&Park daha da özel oldu benim için.          Açıkcası Eleanor'a çok kızdım. Asla birazcık anlayışlı davranayım demedi. Tamam kendini değiştirsin demiyorum ama bir insan bu kadar kendini soyutlamamalı. Azıcık insan içine karışabilmeli.          Her şeye rağmen güzeldi. Ama her güzel şeyin sonu vardır. Peki Eleanor&Park'ın o sonu neydi ya? Kriz mi geçirelim.... Her şeyi okuyucunun hayal gücüne bırakın zaten. Asla ve asla beğendiğim bir son olmadı. Bu kadar basit olmamalıydı bence.
Sonunu algılamam uzun sürdü ve 5 dakika boyunca son cümleye baktım...
         " 'Senden hoşlanmıyorum, Park" dedi Eleanor bir an gerçekten de bunu kastettiğini                            düşündürterek. "Ben," sesi neredeyse duyulmaz oldu, "sanırım ben senin için yaşıyorum."
           Park gözlerini kapayıp başını yastığına koydu." 







Puanım:

Stephanie Perkins - Lola Ve Komşu Çocuk Kitap Yorumu


Kitap Adı: Lola ve Komşu Çocuk
Yazar Adı: Stephanie PerkinsSeri Bilgisi: Anna and the French Kiss 
#2

Orijinal Adı: Lola and The Boy Next Door
Basım Yılı: 2015


Arka Kapak:
New York Times Çoksatan:
-2012 YALSA En İyi Genç Edebiyatı
-2013 ALA Rainbow Seçkisi
-2012 The Inky Awards Silver Inky Ödülü Adayı
-2011 Goodreads Choice Award En İyi Genç Yetişkin Romanı Adayı

Lola ve Komşu Çocuk, hem tatlı bir aşk hem gerçekçi bir dostluk hem de John Green ve Rainbow Rowell sevenlerin zevkle kucak açacağı bir kendini bulma hikâyesi.

Geçmişinde kalan çocuk, gelecekteki aşkı olabilir mi? Henüz kendini geliştirme aşamasındaki tasarımcı Lola Nolan modaya inanmıyordu... O, kostümlere inanıyordu. Kıyafet ne kadar parıltılı, eğlenceli ve farklı, yani etkileyiciyse o kadar iyiydi. Ve Lola'nın hayatı, özellikle de seksi rockçı erkek arkadaşı varken mükemmele gayet yakındı. Ta ki Bell ikizleri olarak da bilinen Calliope ve Cricket mahalleye tekrar taşınıp Lola'nın derinlere gömdüğünü düşündüğü acı verici geçmişini günyüzüne çıkarana kadar.

?"Stephanie Perkins bizim neslimizin Jane Austen'ı. Hikâyeleri kısa sürede unutamayacağınız kadar büyüleyici.
-Tahereh Mafi, Bana Dokunma romanının çoksatan yazarı-

"Büyülü… Âşık olmanın nasıl bir şey olduğunu gerçek anlamda hatırlatıyor." 
- Cassandra Clare, New York Times çoksatan yazarı-

"Zekice diyaloglar, taptaze karakterler ve bir sürü yakıcı temas... Sarah Dessen hayranları, aşk ve gerçekliği incelikle birleştiren Stephanie Perkins'i zevkle okuyacaklar."
-Kirkus Reviews-

"Perkins, insanların farklılıklarını kabullenmenin ancak aşk ile mümkün olduğunu son derece iyi bir şekilde gösteriyor." 
-Booklist-

"Zekice kurgulanmış diyaloglar ve seksi bir romantizm... Lola'nın fazlasıyla mütevazı espri anlayışı ve Perkins'in, onun gelgitli duygularını yazmaktaki becerisi birleşince ortaya elinizden bırakamayacağınız bir kitap çıkıyor." 
--Publishers Weekly-

"Çok modern, çok eğlenceli ve tartışılacak sorularla dolu." 
-Romantic Times Book Reviews-
(Tanıtım Bülteninden)



Lola Ve Komşu Çocuk bitti.

      Lola, normalin aksine gündelik halinde bile pırıltılı, abartılı kostümler giyen, peruk takan bir kız.
Ve ailesi 2 tane babadan oluşuyor. Ebeveynleri eşcinsel. Bir de Lola'nın sevgilisi var, Max. Bir babayla başa çıkmak zorken Max 2 tanesiyle başa çıkıyor.
  
                  Ve son olarak en önemli unsur, yan komşuları olan Bell ailesi. Lola ve Calliope küçüklükten sevmiyorlar birbirlerini. Calliope, herkesin özendiği güzel, narin bir kız. Ayrıca profesyonel buz patencisi. Cricket ise sevimli, zeki, komik, anlayışlı, güler yüzlü kısaca annelerin sürekli bahsettiği komşu çocuğu kalıbının mükemmel bir örneği. Bell ailesi uzun bir süre sonra tekrar geri dönüyor. Lola'nın yaşadığı şoku bir düşünün.
Zaten Cricket ve Calliope ile iyi olmayan bir geçmişi var bir de evleri yan yana.
                 Kitabın adından konuyu anlamışsınızdır zaten. Ben genel olarak bana hissettirdiklerinden bahsedeyim.
  
      
          Açıkcası beğendim mi beğenmedim mi tam emin değilim ama beğeni kısmı ağır basıyor. Ay bu kitap mükemmeldi herkes okusun okumazsanız çok şey kaybedersiniz tarzında değildi. Yine de çok sevimli bir aşk hikayesiydi. Kafamı dağıttı moralimi düzeltti. İyi hissettirdi. Son cümleleri okurken içim buruktu. Yüzümde oluşan gülümsemeyle kapattım kitabı. Kısa bir süre sizi mutlu edecek, çerezlik, eğlenceli bir kitap istiyorsanız tam olarak aradığınız kitap bu olabilir.




















Puanım:


5 Ocak 2016 Salı

21 Aralık 2015 Pazartesi

Aylin Ay - Zor Aşk Kitap Yorumu

Kitap Adı: Zor AşkYazar Adı: Aylin Ay
Basım Yılı: 2015

Arka Kapak:
Evlat olmak, anne ve babanın yanlışlarının cezasını çekmek ve bu cezaların hükmüne boyun eğmek olmamalıydı. Neyin bedelini ödediğini bilmeden, karanlıklarda yaşamak zorunda bırakılmamalıydı hiç kimse.

Asya, babasının yanlışının cezasını ailesinden koparılıp, hiç tanımadığı bir adamla yaşamaya zorlanarak ödeyecekti. Sonradan bunun ceza mı ödül mü olduğunu da düşünmeden edemeyecekti. Boran'ın işi daha zordu. O, hem hayatına zorla dâhil edilen bu kıza alışmaya çalışacak hem de ona alışmaktan köşe bucak kaçacaktı. Üstelik yaşamaya çalıştığı karanlığın içinde neyin yalan neyin doğru olduğunu da bilmiyordu.

Onları zor bir aşk bekliyordu. Bu aşk, yalan hayatları doğruya, karanlığı aydınlığa çevirebilmeleri için bir çıkış sunacaktı onlara. Şimdi yapmaları gereken tek şey; o çıkışı kaçırmamaktı.





        Asya'nın babası büyük miktarda borç alıyor, oturdukları evi bu parayla alıyor ve kendisine bakkal dükkanı açıyor. İşler iyi gitmiyor ve borcunu ödeyemiyor. Ödeyemeyeceğini anlayınca da intihar ediyor ve arkasında kalanları hiç düşünmeden ölümün huzuruna bırakıyor kendini. Dolayısıyla bütün yük Asya ve annesine kalıyor.

        Hasan Gençoğlu -borç aldıkları kişi- kapılarına dayanıyor ve borcu ödeyin ya da evden çıkın diyor. Evden çıkmıyorlar, daha doğrusu çıkamıyorlar çünkü gidecek başka yerleri yok. Hasan bir anlaşma ile geliyor karşılarına. Asya Boran'ın, Hasan'ın oğlu, şirket işlerini yapacak, düşmanlarla yakınlaşacak, yanında yaşamaya başlayacak ve borç affedilecek.

        Kabul ediyorlar. Asya Boran'ın yanına yerleşiyor. Görevi Boran'ın düşmanlarından bilgi sızdırmak falan ama koskoca kitapta bu işi sadece 2 kere yapıyor.

        Boran çok sert, kimseye güvenmeyen, kızları görmeye bile katlanamayan biriyken bir anda yavşak bir erkeğe dönüşüyor. Meleğim nefesim hayatım sevdam diyen bir adam düşünün. Dengesizliğin beden bulmuş hali. Düşündükleri ve yaptıkları bambaşkaydı. Asya hemen affeden, her şeye razı, ufacık bir şeyde ağlayan saf, salak bir kız.

        Bir de işin içine Hasan'ın zorlamasıyla evlilik giriyor. Ya tamam iyi hoş da neden sürekli birbirlerine karıcım kocacım der ki bir çift? O lafları görmekten bıktım.

        Ayrıca sürekli emir verme durumu vardı. "Git uyu" "yemek ye" "yat" "kalk" "odana git" birine ne yapacağının söylenmesinden nefret ederim.

        Zaman kavramı yoktu daha yeni uyanıyorlar kahvaltı yapıyorlar bi bakıyorum akşam olmuş fark edilmiyordu Asya sürekli uyuyordu gün içinde. Kahvaltıda da hep menemen yiyorlar zaten.

        Boran'ın soyağacını anlayana kadar canım çıktı. Ay o Hasan ne mal adam ya.  Asya ve Boran arasındaki diyaloglar aşırı iticiydi. Kısa ve saçma muhabbetlerdi. Asya'nın gereksiz tripleri çoktu. Kız üniversite sınavına girecek ama toplasan 3-5 gün okula gitti. Sürekli evde menemen yaptı. Boran'ın bu ani değişikliği, bir anda aşk böceğine dönüşen halleri beni çok üzdü.

        Kitap fazlasıyla uzundu ama olaylar çok hızlıydı. Ne ara oldu bitti anlamadım. Daha Boran'la yeni tanışıyordu bir anda aşık oldu. Asya yeni okula gider gitmez ilk gün kendine çok yakın bir arkadaş grubu buldu ki bu im-kan-sız. Tutarsızlıklar çoktu. Kitap gereksiz yere uzatılmış. Tek beğendiğim yeri sonuydu. Gerçi orada da gerçekleşmesi imkansız olan saçmalıklar vardı da genel olarak beğendiğim bir son oldu. Ben bu kitabı hiç ama hiç sevmedim. Beklediğim gibi çıkmadı. Bu durum baya hayal kırıklığı yarattı bende. Sırf sonunun hatırına 2 puan veriyorum. Kesinlikle tavsiye etmiyorum. Resmen zaman kaybıydı. Bu kitabı gördüğünüz yerde koşarak uzaklaşın.

Puanım:



6 Aralık 2015 Pazar

KABT #9 Elif Yılmaz - Romantik Savaş Kitap Yorumu

Kitap Adı: Romantik Savaş
Yazar : Elif Yılmaz
Seri Bilgisi : Romantik Oyun #2
Basım Yılı : 2015

Arka Kapak:
Birbirinden nefret eden iki insan aynı evde yaşayabilir mi? Liz Grayson'ın, ailesiyle İngiltere'ye taşınmayı reddedince, kendine yeni bir ev bulmaktan başka çaresi kalmamıştı. Buraya kadar her şey güzeldi. Esas felaket, bir gram bile sempati beslemeyi reddettiği Christopher Gonzalez'le aynı evi tutmaya karar verdiğinde başlamıştı. Onlar artık ev arkadaşıydı! Peki, Chris uslanmaz bir çapkınken, umutsuz bir romantik olan Liz ona katlanabilecek miydi? İşte bu konu, tartışmaya açıktı. Romantizm yeteneklerini gösterme sırası şimdi Liz'deydi. Savaş başlasın… Ateş! "Ben kaybedeceğimi bile bile cepheye yürüyordum. Silahlarım onunkiler kadar iyi değildi. Savaşa 1-0 yenik başlamış olmanın zayıflığı ve yorgunluğu içindeydim; ama bunların hiçbirini bilmiyordum. Keşke birileri beni uyarmış olsaydı."





           Romantik savaş bitti. Postiga yayınlarından okuduğum ilk kitaptı.

           Liz ve Chris ilk tanıştıkları andan itibaren aralarında soğuk bir savaş başlıyor. Birbirlerinden pek hoşlanmıyorlar. Chris Liz'e ufaklık diyor, Liz Chris'e gereksiz.. Sürekli bir atışma hali içindeler.

           Liz ailesi ile İngiltere'ye taşınmayı kabul etmiyor ve kendisine çok tatlı, hayallerini süsleyen bir ev buluyor fakat önünde bir engel var, Chris. O da aynı evi tutmak istiyor. Liz vazgeçmiyor, Chris vazgeçmiyor ve en sonunda ev arkadaşı oluyorlar. Birbirini görmeye bile dayanamayan iki insan aynı evde nasıl yaşayabilir?

           Üstüne bir de Chris'le Liz'in girdiği bir iddia ve ucundaki büyük ödül var. Savaş başladı, işler kızıştı. Hangi taraf yenilgiye uğrayacak dersiniz? Okuyup görün 😏


Kitap eh işteydi. Okurken Wattpad hikayesi tadını fazlasıyla aldım. Yine de kitap kendini okutturdu. Akıcıydı, yazarın dili fazlasıyla eğlenceliydi. Chris ve Liz arasındaki diyaloglar, atışmalar beni baya güldürdü. Chris çok tatlıydı ya 😻 Tamam öküz, kaba, bencil, çapkın falan ama yine de her şeyine katlanmaya razıyım 🙈 Liz fazlasıyla salak bir karakterdi. Bazı şeyleri çok abarttı. Gereksiz yere abarttı yani. Liz'i sevmedim.
       
           Girdikleri iddia da saçmaydı bence fakat gerekliydi de yoksa kitap hayatta devam etmezdi.

            Normalde Türk yazarların yabancı karakterler yaratmasını sevmiyorum yabancı karakter görür görmez kitabı bırakırım ama bu kitapta bana hiç garip gelmedi. Elif Yılmaz çok güzel bir iş çıkarmış. Kafa yormayan, eğlendiren, gülümseten, çerezlik bir kitap istiyorsanız bu kitap tam size göre 💕




''Sonuçta aşkta ve savaşta her şey mübahtı ve biz her ikisi için de mübah olan her şeyi yapacaktık.
Bizim savaşımız işte o gece başlamıştı.''






Puanım

26 Kasım 2015 Perşembe

Veronica Rossi - Sonsuz Gökyüzünün Altında Kitap Yorumu

Kitap Adı: Sonsuz Gökyüzünün Altında
Yazar Adı: Veronica Rossi
Seri Bilgisi: Under The Never Sky #1
Orijinal Adı: Under The Never Sky
Basım Yılı: 2015



Arka Kapak:
Ölmenin milyonlarca, yaşamaninsa tek bir yolu var Tehlike dolu bir dünyada siradişi bir ittifak Dünyalarin ayirdiği ancak kaderin birleştirdiği bir aşk

Aria bütün yaşamını Hayal'in korunaklı kubbesi altında geçirmiştir. Genç kadının bütün dünyası bu izole şehrin duvarlarıyla sınırlıdır. Ona Dışarı'da soluduğu havanın bile ölümcül olduğu öğretildiğinden Hayal'in kapılarının ardında neler uzandığını tahmin dahi etmemiştir. Annesi kaybolunca onu bulmak için Dışarı'daki çorak araziye çıkmak zorunda kalır ancak hayatta kalmanın çok zor olacağının bilincindedir.

Dışarı'dayken Perry adında bir Yabancı'yla tanışır. Bu yabani adam da birini aramaktadır ve Aria'nın hayatta kalabilmek için tek şansıdır. İki genç, aradıkları sorulara cevap bulabilmek için birbirlerine umut ışığı olacak ve sıradışı birliktelikleri Sonsuz Gökyüzünün Altında yaşayan insanların kaderini belirleyecek bir bağa dönüşecektir…




Herkese merhaba 🙋 Sonsuz Gökyüzünün Altında bitti.

        Kısaca konusundan bahsedersek gökyüzü Eter adı verilen bir maddenin etkisi altında. Eter sürekli gökyüzünde dönüyor ve insanların yaşam alanlarını mahvediyor. Eter fırtınaları var her yere şimşek düşüp yakıp kavuruyor.

        İşte Hayal bütün bu Eter'den uzak, güvenilir, en iyi imkanlara sahip yaşam alanı. Burada Akıllıgöz'ü kullanarak sanal Diyar'lara yolculuk yapıp gerçekmiş gibi eğleniyorlar. Hastalıklar yok, bebekler en iyi gen kombinasyonlarına göre yaratılıyor. Buna Hayal'deki genetik mühendisleri karar veriyor. Gerçeklikten uzak ama gerçekten çok daha iyi bir hayat süren ufak bir topluluk yani. Dışarıda tehlikenin içinde yaşayan insanlara ise Vahşi'ler diyorlar.

        Bir gün Aria annesinden haber alamamaya başlıyor. Merak ediyor. Ve Hayal'in dışına çıkıyor. Yolda karşılaştığı bir Vahşi ile yola düşüyorlar. Ikisinin de istediği farklı aslında ama yolları aynı yere çıkıyor. Uzun bir yolculuk bizi bekliyor anlayacağınız.

        1 aydan sonra okuduğum ilk distopya olduğu için ben baya büyük beklentiyle başladım ve hakkında çok iyi yorumlar duymuştum.  Beğendim fakat çok iyiydi diyemem. Kurgusu, karakterleri, yazarın dili, çevirmenin dili güzeldi. 3. kişi ağzındandı ve 2 karakterin de bakış açısından anlatılıyordu. Bu da karakterlerle bütünleşmeyi biraz zorlaştırıyor. Ayrıca geçtiği Dünyayı kafamda tam canlandıramadım yazar o konular üstünde çok durmamış çok çabuk geçmiş. Nasıl bir yer, neler var anlatmamış. O yüzden ilk 100 sayfa kadar etrafı çözmekle meşguldüm.

        Kitap hakkında kötü düşünmeyin fazlasıyla güzeldi ama dediğim gibi çok şey beklemiştim belki ondan biraz hayal kırıklığına uğradım. Seriye tabi ki devam edicem çünkü devam kitapları elimde mevcut 🙊 Tavsiye ederim siz de okuyun ama elinizde daha iyileri varsa ( Karanlık Zihinler, Efsane, Meleğin Düşüşü, Bana Dokunma vs.) onlara öncelik verebilirsiniz.

Puanım: 

5 Kasım 2015 Perşembe

KABT #7 Patricia Scanlan - Seni Bana Getiren Mektup



Kitap Adı: SENİ BANA GETİREN MEKTUP
Yazar Adı: PATRICIA SCANLAN
Orijinal Adı: WITH ALL MY LOVE
Basım Yılı: 2015


Arka Kapak:
Bir mektup her şeyi değiştirir... Seni bana getirir...

Briony küçük kızıyla birlikte, İspanya'da yaşayan annesi Valerie'yi ziyarete gider. Masmavi Akdeniz sularına karşı oturmuş fotoğraf albümüne bakarken sayfaların arasında kendisine yazılmış bir mektup bulur. Mektup, Briony'nin kendisiyle görüşmek istemediğini düşündüğü büyükannesi Tessa'dandır.

Briony bu mektupla sadece büyükannesiyle ilgili gerçeği öğrenmekle kalmaz, aynı zamanda annesi ve kaybettiği babasıyla ilgili sırları da gün yüzüne çıkarır. Briony, Valerie ve Tessa'nın hesaplaşmalarla, aşkla, pişmanlıkla, her şeyden önemlisi sevgiyle örülü hikâyesi hem duygulandırıyor hem de tatlı bir tebessüme dönüşüyor.


          Hepinize merhaba 🙋           Seni Bana Getiren Mektup tur kapsamında okuduğumuz bir kitaptı.

          Briony küçük kızı Katie ile İspanya'da yalnız başına yaşayan annesi Valerie'yi ziyarete gidiyor. Tatil yaparım kafa dinlerim diye düşünüyor. Bir gün fotoğraf albümünün içinden kendisine yazılmış bir mektup buluyor. Tabi hemen açıp okuyor ve hayatının şoku... Mektup yıllar yıllar önce yazılmış hem de Briony ile bir daha görüşmek istemediğini düşündüğü büyükannesi Tessa tarafından. Ne yapacağını bilemeyen Briony annesine durumu soruyor ve gerçekler gün yüzüne çıkmaya başlıyor.
Valerie çok genç yaşta sevdiği adamı, Jeff'i kaybediyor. Briony ile bir başına kalıyor.

          Kitabımız Valerie ile Jeff'in tanışma hikayesini anlatıyor. Birlikte geçirdikleri günler, Valerie'nin evlilik öncesi hamile kalması, iki aile arasında yaşananlar, Tessa'nın Valerie'yi hiçbir zaman sevmemesi, Valerie'nin genç yaşında yaşadığı zorluklar, tek dostu olan Lizzie'nin Valerie için yaptığı fedakarlıklar, Jeff'in ölümü ve çok daha fazlası...

          Tabi Briony mektubu bulduğu zaman bunların hiçbirini bilmiyor ve Briony için sıra Valerie'nin hikayesini dinlemeye gelince Valerie'nin her zaman yanında olan dostu Lizzie de İspanya'ya geliyor. Briony'ye bütün hikayeyi baştan sona anlatıyorlar ki Briony seçimini yapabilsin. Ama bir hikaye her zaman çift taraflıdır değil mi? Kim bilir Tessa neler yaşadı da böyle bir insan oldu onu da Tessa kendi hikayesini anlatırken öğreniyoruz. İşte kitabımız böyle bir içeriğe sahip.

          Ben bu kitaba bayıldım. Sımsıcak bir hikayeydi. Bana yoğun duygular yaşattı. Bir insanın yaşadığı zorluklar karşısında duruşunu, bazen ne kadar bencil olabileceğini, karşı tarafın davranışlarının kendisini nasıl etkilediğini anlatan mükemmel bir kitaptı. Arada sırada fantastikler dünyasından uzaklaşıp böyle kitaplar okumak çok güzel oluyor. Gerçek hayatı konu alan kitaplardan en beğendiklerim arasında yerini aldı bile. Çok akıcıydı nasıl bittiğini anlayamadım. Yağmur sonrası, Mart menekşeleri gibi kitapları okumayı sevenlere tavsiyemdir. Yok ya ben fantastik okurum diyenler de mutlaka göz atsın bence seveceksiniz. 
Ayrıca Jeff gibi bir insan hepimize lazım bence 🙈

Puanım: