Kitap Avcıları Blog Turu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitap Avcıları Blog Turu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mayıs 2016 Pazar

KABT #12 Emma Chase - Sıkı Fıkı Kitap Yorumu


Kitap Adı: Sıkı Fıkı
Yazar Adı: Emma Chase
Seri Bilgisi: Tangled #3
Orijinal Adı: Tamed

Basım Yılı: 2016




Arka Kapak:

Sıkı Fıkı, Karmakarışık günlerine geri dönüyor. Fakat bu sefer tavsiyelerde bulunan ve Dee Dee’yle uğraşmak durumunda kalan tabii ki Drew değil, onun en yakın arkadaşı olan Matthew!




Eğer bu hikayeyi daha önce duyduysanız beni durdurun. Çapkın erkek bir kızla tanışır, ona aşık olur ve tepeden tırnağa değişir.


Epey güzel bir hikâye, değil mi? Ama bizim hikayemiz değil. Bizimki çok daha renkli.


Dee’yle tanıştığım an Dee’nin özel biri olduğunu biliyordum. O ise benim kendisiyle birlikte olup, sonra da onu hayal kırıklığına uğratacak bir erkek olduğumu düşündü. Aksini ispatlamamsa epey vakit aldı. Ama konu sevişme olduğunda epey ikna edici olduğum söylenebilir.


Bu hikayenin en güzel yanı sonu değil, o sona nasıl geldiğimiz…




           Emma Chase, favori yazarlarım arasına hoş geldin. Bu seriyi beklettiğim için çok üzgünüm böyle bir mükemmellikle karşılaşacağımı hiç tahmin etmemiştim. Ama erkenden vedalaşmadığım için de mutluyum öyle saçma bir ruh hali 😒 2016'nın en iyileri için ilk 10'a girdiler bile.





           İlk iki kitapta Drew'un hikayesini dinlemiştik sıra geldi Matthew'a.

           Ufak bir bilgilendirme yapayım, kitaplar farklı karakterlerin ağzından anlatılıyor. İlk kitap Drew, ikinci kitap Kate, üçüncü kitap ise Matthew tarafından anlatılıyor. Fakat karakterlerin hepsi bütün kitaplarda yer alıyor. O yüzden seriyi ilk kitaptan okumaya başlarsanız daha keyifli okursunuz, Sıkı Fıkı ile başlarsanız spoiler yemeye hazır olun.


           Matthew'u en az Drew kadar sevdim. Hal hareketleri, tavırları, duyguları, aşkı için çabalaması hepsi o kadar güzeldi ki. Resmen elinden tutup bu saatten sonra benimsin demek istedim.

            Tabi ki Matthew Drew'un bir tık daha uslu, edepli haliydi. Drew'un şehirdeki kızların yarısını belki de daha fazlasını elden geçirdiği gerçeği var 😒






           Bir erkeğin ağzından yazdığı halde ilk defa bu kadar gerçekçi ve doğal hissettirdi. Çünkü bir erkekte olması gerekenleri, hissettiklerini ve dışa yansıttıklarını tüm gerçekliğiyle gördük.
Emma Chase'in kalemi gerçek anlamda etkileyici ve çok güzel.



           Yarattığı karakterler, birer harika. Kadın karakterler güçlü, kendinden emin, zeki. Erkek karakterler çekici, komik, yakışıklı.
Elinize alın, bitirmeden bırakamayacaksınız çünkü deli gibi okutturuyor kendini. 3 kitabı 2 gün bile sürmeden bitirdim.



           Drew ve Matthew ile kesinlikle ve kesinlikle tanışın çünkü onların hayatları acayip eğlenceli ve renkli.  Onlar sizin bildiğiniz çapkınlardan değiller 😻


           Eğer hala okumadıysanız ve eğlenmelik, gülmelik aşırı akıcı, mutlu edici kitaplar arıyorsanız mutlaka tavsiyemdir 💕 Yalnız +18 sahnelerden rahatsız oluyorum okuyamıyorum diyen varsa bu kitaplara hiç bulaşmasın.



           Ayrıca Sıkı Fıkı'nın sonundaki ekstra bölümde Drew ve Kate ile hasret giderebilirsiniz ^_^


Puanım : 

3 Nisan 2016 Pazar

KABT #11 Fatma Erdek - Ben O Değilim Kitap Yorumu





Kitap Adı: Ben O Değilim
Yazarı: Fatma Erdek
Basım Yılı: 2015


Arka Kapak:
Siz hiç, birbirine tıpatıp benzeyen ikizler gördünüz mü?

İşte ben onlardan biriyim... Adım, Arın Soylu.
Genç, yakışıklı, güçlü ve mutlu bir erkeğin hayatı,  bir anda nasıl altüst olur? Kolay… Bunun için, serseri ikizinizle, akıl almaz bir oyunun içine girmeniz yeterli. Sadece üç haftalığına, başka birinin hayatını yaşamaya cesaret ederseniz, beraberinde gelecek bütün sürprizlere de hazırlıklı olmalısınız.
Ben de hazırlıklıydım. Ta ki onu görene kadar... Tuna’mı… Bal rengi saçları ve güneş gibi parlayan yüzüyle, birdenbire hayatımı kökünden değiştirmişti. O benim beklediğimdi, o benim geleceğimdi. Onu elde etmeme kimse engel olamazdı. Hiçbir şey beni durduramazdı. Durduramadı da…
Başardım mı? Evet! Onu aşkıma inandırdım. Onu kendime âşık ettim.
Peki ya sonra? Hiçbir yalan sonsuza dek sürmez, öyle değil mi? Bir gün, hiç ummadığım bir anda, yalanımla yüzleşmek zorunda kaldım. Artık ‘Ben o değilim’ desem de bir faydası yoktu. Tuna bana inanmıyordu.
Ne yapacaktım şimdi? Vaz mı geçecektim hayatımın kadınından?
Elbette hayır!
Bedelini ödeyip, seni kazanacağım, Tuna cadısı! Her ne olursa olsun…




     


        Arın ve Meriç tek yumurta ikizi. Arın'daki doğum lekesi hariç ses tonları bile tıpa tıp aynı. Bu durum sürekli karıştırılmalarına yol açıyor.


      Arın ailesinin rasathanesinin Yunanistan'daki kolunun başında duruyor. 
Soylu ailesi bu işe kendilerini adamışlar.

Gemilere yeni doğan kız çocuklarının adlarını veya gelinlerin adlarını koyuyorlar. Hatta ikizlerin annesi babası bu yüzden bir an önce evlenmelerini istiyor. 
Gemileri denize indirirken ailecek mutluluktan ağlıyorlar falan öyle bir sevgi yani.


      İşte Arın'ın Yunanistan'da mutlu bir hayatı ve Celia adındaki bir manken ile uzun süredir devam eden bir ilişkisi var.


      Meriç ise Türkiye'de ailesinin yanında yaşıyor. Capcanlı bir kişiliği var. Rengarenk giyiniyor ve tam bir çapkın. Arın'ın tam zıttı. Asla romantik işlere gelemiyor. Derken bir gün bir kızın peşinden taaa nerelere gidiyor. Nereler olduğunu unuttum ama baya uzaklara dağ tırmanışına falan gitti bu kız için.
Ve gitmeden önce Arından ufak bir iyilik istedi. Küçükken hep yaptıkları gibi Meriç'in yokluğunda Arın, ikizinin yerine geçip onun yokluğunu fark ettirmeyecek.

      Zorla da olsa ikna olan Arın daha ilk günden sekreterin gazabına uğruyor ne olduğunu şaşırıyor. Ardından hiç tanımadığı bir kadın -Tuna- arabasını çiziyor yanı aslında Meriç'in arabasını çiziyor.  Tuna geçmişten Meriç'e kinli. Aklınca intikam almaya çalışıyor. İşte Arının, Tuna'yla ilk tanışması bu şekilde oluyor.

      Kitap akıcıydı ama bence 200 sayfa kadarı fazlaca uzatılmış. O kısımlar olmadan da olaylar gideceği yere ulaşırdı. Bir de kitap uzun ama her şey kısacık sürede gelişti geri kalan sayfalar öylesine yazılmış gibi geldi bana. Mesela kısacık sürede aşık olundu ya da ne bileyim Arın ve Celia'nın ilişkileri gayet güzelken ortada bir sorun yokken sanki uzun zamandır tartışma içindelermiş gibi birbirlerine daha fazla tahammül edemeyeceklermiş gibi aniden bitiverdi bir anda ayrılık kararı alındı. Sonra kalan sayfalar vakit geçirmek amaçlıydı. 

      Ayrıca Arın'ın, Celia ile gayet güzel bir ilişki yaşarken, Celia ile evlenmeyi düşünmemesi buna rağmen aynı evde yaşamaları ama Arın'ın, ben namuslu bir Türk kızıyla evlenirim tripleri, eski Türk kafasıyla düşünmesi açıkcası sinirimi bozdu. Ailesi de eski kafalıydı. Tamam gelenek göreneklere bağlıyız da sen bir ilişkiye 3 sene vermişsin bir şeyleri göze almış olman lazımdı o kız sana kalbini, bedenini açmış, geleneklere bağlıyız diye de kullanıp atılamaz yani.

      Bazı ufak tefek tutarsızlıklar vardı şu an hatırlamıyorum. Tuna çok dengesizdi ne düşündüğü ne yaptığı belli değildi. Ayrıca çok inatçıydı. Arın ise ilk görüşte kızın peşinde koşmaya başladı. İlk görüşte aşk olabilir belki tabi ben böyle bir şeye inanmıyorum ama ortada Celia varken ne bileyim bu kadar çabuk aşık olmamalıydı. En azından önce Celia ile arasındakini bitirmeliydi.

      En çok son 70 sayfayı beğendim. Kitap genel olarak akıcıydı ama dediğim gibi gereksiz uzundu. Biraz daha kısa olsa 300 sayfa civarı çok daha güzel olurmuş. Benim eğlenerek okuduğum bir kitap oldu. Konusu 
gayet güzeldi. Ama daha farklı işlenebilirdi.

       Fatma Erdek'in kalemini sevenlere tavsiye ederim ama bence Gece İle Şafak her daim zirvede kalacak.


Puanım:

5 Ocak 2016 Salı

6 Aralık 2015 Pazar

KABT #9 Elif Yılmaz - Romantik Savaş Kitap Yorumu

Kitap Adı: Romantik Savaş
Yazar : Elif Yılmaz
Seri Bilgisi : Romantik Oyun #2
Basım Yılı : 2015

Arka Kapak:
Birbirinden nefret eden iki insan aynı evde yaşayabilir mi? Liz Grayson'ın, ailesiyle İngiltere'ye taşınmayı reddedince, kendine yeni bir ev bulmaktan başka çaresi kalmamıştı. Buraya kadar her şey güzeldi. Esas felaket, bir gram bile sempati beslemeyi reddettiği Christopher Gonzalez'le aynı evi tutmaya karar verdiğinde başlamıştı. Onlar artık ev arkadaşıydı! Peki, Chris uslanmaz bir çapkınken, umutsuz bir romantik olan Liz ona katlanabilecek miydi? İşte bu konu, tartışmaya açıktı. Romantizm yeteneklerini gösterme sırası şimdi Liz'deydi. Savaş başlasın… Ateş! "Ben kaybedeceğimi bile bile cepheye yürüyordum. Silahlarım onunkiler kadar iyi değildi. Savaşa 1-0 yenik başlamış olmanın zayıflığı ve yorgunluğu içindeydim; ama bunların hiçbirini bilmiyordum. Keşke birileri beni uyarmış olsaydı."





           Romantik savaş bitti. Postiga yayınlarından okuduğum ilk kitaptı.

           Liz ve Chris ilk tanıştıkları andan itibaren aralarında soğuk bir savaş başlıyor. Birbirlerinden pek hoşlanmıyorlar. Chris Liz'e ufaklık diyor, Liz Chris'e gereksiz.. Sürekli bir atışma hali içindeler.

           Liz ailesi ile İngiltere'ye taşınmayı kabul etmiyor ve kendisine çok tatlı, hayallerini süsleyen bir ev buluyor fakat önünde bir engel var, Chris. O da aynı evi tutmak istiyor. Liz vazgeçmiyor, Chris vazgeçmiyor ve en sonunda ev arkadaşı oluyorlar. Birbirini görmeye bile dayanamayan iki insan aynı evde nasıl yaşayabilir?

           Üstüne bir de Chris'le Liz'in girdiği bir iddia ve ucundaki büyük ödül var. Savaş başladı, işler kızıştı. Hangi taraf yenilgiye uğrayacak dersiniz? Okuyup görün 😏


Kitap eh işteydi. Okurken Wattpad hikayesi tadını fazlasıyla aldım. Yine de kitap kendini okutturdu. Akıcıydı, yazarın dili fazlasıyla eğlenceliydi. Chris ve Liz arasındaki diyaloglar, atışmalar beni baya güldürdü. Chris çok tatlıydı ya 😻 Tamam öküz, kaba, bencil, çapkın falan ama yine de her şeyine katlanmaya razıyım 🙈 Liz fazlasıyla salak bir karakterdi. Bazı şeyleri çok abarttı. Gereksiz yere abarttı yani. Liz'i sevmedim.
       
           Girdikleri iddia da saçmaydı bence fakat gerekliydi de yoksa kitap hayatta devam etmezdi.

            Normalde Türk yazarların yabancı karakterler yaratmasını sevmiyorum yabancı karakter görür görmez kitabı bırakırım ama bu kitapta bana hiç garip gelmedi. Elif Yılmaz çok güzel bir iş çıkarmış. Kafa yormayan, eğlendiren, gülümseten, çerezlik bir kitap istiyorsanız bu kitap tam size göre 💕




''Sonuçta aşkta ve savaşta her şey mübahtı ve biz her ikisi için de mübah olan her şeyi yapacaktık.
Bizim savaşımız işte o gece başlamıştı.''






Puanım

5 Kasım 2015 Perşembe

KABT #7 Patricia Scanlan - Seni Bana Getiren Mektup



Kitap Adı: SENİ BANA GETİREN MEKTUP
Yazar Adı: PATRICIA SCANLAN
Orijinal Adı: WITH ALL MY LOVE
Basım Yılı: 2015


Arka Kapak:
Bir mektup her şeyi değiştirir... Seni bana getirir...

Briony küçük kızıyla birlikte, İspanya'da yaşayan annesi Valerie'yi ziyarete gider. Masmavi Akdeniz sularına karşı oturmuş fotoğraf albümüne bakarken sayfaların arasında kendisine yazılmış bir mektup bulur. Mektup, Briony'nin kendisiyle görüşmek istemediğini düşündüğü büyükannesi Tessa'dandır.

Briony bu mektupla sadece büyükannesiyle ilgili gerçeği öğrenmekle kalmaz, aynı zamanda annesi ve kaybettiği babasıyla ilgili sırları da gün yüzüne çıkarır. Briony, Valerie ve Tessa'nın hesaplaşmalarla, aşkla, pişmanlıkla, her şeyden önemlisi sevgiyle örülü hikâyesi hem duygulandırıyor hem de tatlı bir tebessüme dönüşüyor.


          Hepinize merhaba 🙋           Seni Bana Getiren Mektup tur kapsamında okuduğumuz bir kitaptı.

          Briony küçük kızı Katie ile İspanya'da yalnız başına yaşayan annesi Valerie'yi ziyarete gidiyor. Tatil yaparım kafa dinlerim diye düşünüyor. Bir gün fotoğraf albümünün içinden kendisine yazılmış bir mektup buluyor. Tabi hemen açıp okuyor ve hayatının şoku... Mektup yıllar yıllar önce yazılmış hem de Briony ile bir daha görüşmek istemediğini düşündüğü büyükannesi Tessa tarafından. Ne yapacağını bilemeyen Briony annesine durumu soruyor ve gerçekler gün yüzüne çıkmaya başlıyor.
Valerie çok genç yaşta sevdiği adamı, Jeff'i kaybediyor. Briony ile bir başına kalıyor.

          Kitabımız Valerie ile Jeff'in tanışma hikayesini anlatıyor. Birlikte geçirdikleri günler, Valerie'nin evlilik öncesi hamile kalması, iki aile arasında yaşananlar, Tessa'nın Valerie'yi hiçbir zaman sevmemesi, Valerie'nin genç yaşında yaşadığı zorluklar, tek dostu olan Lizzie'nin Valerie için yaptığı fedakarlıklar, Jeff'in ölümü ve çok daha fazlası...

          Tabi Briony mektubu bulduğu zaman bunların hiçbirini bilmiyor ve Briony için sıra Valerie'nin hikayesini dinlemeye gelince Valerie'nin her zaman yanında olan dostu Lizzie de İspanya'ya geliyor. Briony'ye bütün hikayeyi baştan sona anlatıyorlar ki Briony seçimini yapabilsin. Ama bir hikaye her zaman çift taraflıdır değil mi? Kim bilir Tessa neler yaşadı da böyle bir insan oldu onu da Tessa kendi hikayesini anlatırken öğreniyoruz. İşte kitabımız böyle bir içeriğe sahip.

          Ben bu kitaba bayıldım. Sımsıcak bir hikayeydi. Bana yoğun duygular yaşattı. Bir insanın yaşadığı zorluklar karşısında duruşunu, bazen ne kadar bencil olabileceğini, karşı tarafın davranışlarının kendisini nasıl etkilediğini anlatan mükemmel bir kitaptı. Arada sırada fantastikler dünyasından uzaklaşıp böyle kitaplar okumak çok güzel oluyor. Gerçek hayatı konu alan kitaplardan en beğendiklerim arasında yerini aldı bile. Çok akıcıydı nasıl bittiğini anlayamadım. Yağmur sonrası, Mart menekşeleri gibi kitapları okumayı sevenlere tavsiyemdir. Yok ya ben fantastik okurum diyenler de mutlaka göz atsın bence seveceksiniz. 
Ayrıca Jeff gibi bir insan hepimize lazım bence 🙈

Puanım:

KABT #8 Phillip Margolin - Kanlı Hesaplaşma


Kitap Adı: Kanlı Hesaplaşma
Yazar Adı: Phillip Margolin
Orijinal Adı: Gone But Not Forgotten
Basım Yılı: 2015

Arka Kapak:
Portland karanlığa gömülmüştü. Zengin ve saygın adamların eşleri birer birer kayboluyordu. Bu kayıpları birbirine bağlayan yegâne işaretse tek bir siyah gülle, üzerinde Gitti Ama Unutulmadı yazan nottu. Bu durum geçmişte ülkenin bir diğer ucunda yaşanan dehşetin yeniden ortaya çıkması anlamına geliyordu. Tıpkı o zaman olduğu gibi korku dolu günler yaşanacak, peşi sıra ölümler olacaktı. Bir katilin gölgesi hayatını karartırken, savunma avukatı Betsy Tannenbaum bir kâbusun içinde kapana kısılmıştı. Çok yakında soğuk, güçlü ve hilekâr bir müvekkili savunmak için sahip olduğu her şeyi ve sevdiği herkesi tehlikeye atacaktı. Bu adam bir kurban da olabilirdi bir cani de.




       Herkese merhaba 🙋 Kitap Avcıları olarak okuduğumuz Kanlı Hesaplaşma bitti.

       Hunter's Point kasabasında kadınlar kayboluyor. Cesetleri bile bulunamıyor. Kaybolan kadınların evlerinde siyah bir gül ve bir not bulunuyor: Gitti Ama Unutulmadı. Katil o kadar başarılı ki arkasında hiçbir delil bırakmıyor. Olay yerinde boğuşma izi bile yok. Dedektifler, polisler peşine düşüyor. Daha sonra Peter Lake adındaki başarılı avukatın karısının ve kızının öldürülmesi ve olay yerinde gül ve notun yanında bulunan cesetler, işleri çıkmaza sokuyor. Kim bu katil? Nancy Gordon kendini bu işe adamış bir dedektif. Hunter's Point'teki olayın üstü örtülüyor katil bulundu deniliyor ve dava kapanıyor. Sizce olay yerinde hiçbir delil bırakmayan biri bu kadar kolay bulunabilir mi? 

       Yıllar sonra Gül katilinin Portland, Oregon'da tekrar ortaya çıkması kafalarda soru işareti bırakıyor. Nancy Gordon katilin peşinde ve bu sefer kim olduğunu biliyor.

       Betsy Tannenbaum adlı avukat bütün gayretiyle bu işe girişiyor. Müvekkilini korumak için neleri tehlikeye atacak? Daha doğrusu davası uğrunda her şeyi tehlikeye atmaya değecek mi? 

       Ben polisiye okumayı sevmem açıkcası hiç tarzım değil fakat gerçekten Kanlı Hesaplaşma fikrimi değiştirdi bundan sonra gelsin polisiyeler. Ya en başından katil belli tamam diyorum kafam rahat bir bakıyorum başka başka olaylar, kişiler. Hiçbir şey tahmin ettiğim gibi gitmiyor. Tamam kesin suçlu bu diyorum o kişinin olayla alakası bile olmuyor sınavda 1-2'ye doğru diyip cevabın yalnız 3 olması gibiydi. İlk 30 sayfa kitabın akışını anlayamadım. Kitapta çok fazla karakter var orası birazcık zorladı beni kimin kim olduğunu unuttum sürekli başa dönüp baktım.

       Kitap sayesinde ceza hukukuna merak saldım. O kadar akıcıydı ki tek solukta okunacak bir romandı. Kitabın hukuku bilen biri tarafından yazıldığı belli -yazar avukatmış- Yazarın dili çok güzeldi fakat iş yazarda bitmiyor çevirmenin de bir o kadar önemli olduğunu biliyoruz. Çevirmen çok güzel iş başarmış. Polisiye seven herkese gözüm kapalı öneririm, polisiye okumaya başlamak için de güzel bir seçim olur ama polisiye sevmiyorsanız pek tavsiyem değildir. 

Puanım :



30 Ağustos 2015 Pazar

KABT #6 Aimee Agresti - İlluminate Bana Ruhunu Ver Kitap Yorumu



Kitap Adı: Illuminate Bana Ruhunu VerYazar: Aimee Agresti
Orijinal Adı: Illuminate
Seri Bilgisi: Gilded Wings #1
Sayfa Sayısı:534
Basım Yılı:2015


Arka Kapak:
Onlara inanmak istemiyordum. İnanmak istediğim Lucian'ın benden hoşlandığı ve bunun bir oyun olmadığıydı.
Durdu ve bakışlarını bana doğru çevirdi. Çok önemli bir şey söyleyecek gibi doğruldu.
"Dün gece konuştuklarımızı düşündün mü?" 
"Fotoğraflar üzerinde çalışıyordum. Sonra da uyuyakalmışım. Çok yorulmuşum."
"Düşün Haven! Yapabileceğin çok fazla şey var."
"Tam olarak ne istediğinden emin değilim."
Eğildi ve kulağıma fısıldadı. Nefesi tüylerimi diken diken ederken yaralarım acıyor, batmaya başlıyordu. 
'Ruhun…" dedi. "Bana ruhunu ver lütfen.'




          Herkese merhaba ^^ Bu seferki kitabımız yenilerden değil fakat çoğu kişi tarafından bilinmeyen bir kitap. 


          İlluminate, 16 yaşındaki lise öğrencisi Haven Terra'nın ve arkadaşları Dante ve Lance'in birlikte Lexington Oteli'nde staja çağrılmalarıyla başlıyor fakat otelin kötü bir ünü var. Aurelia bu otelin sahibi. İlk başta Haven ve arkadaşları otele hayran kalıyorlar büyük heveslerle kendilerine verilen görevleri yerine getiriyorlar. Dante mutfakta aşçı olarak çalışmaya başlıyor çok güzel yemekler yapıyor, Haven oteldeki insanların fotoğraflarını çekip sergi için hazırlıyor, Lance kütüphanede kitap düzenliyor falan filan. Fakat daha sonra otelde bir şeyler döndüğünü anlıyorlar. Ekip üyelerindeki -otelde çalışan bir grup insan- garipliği fark ediyorlar. Aslında hiçbir şey görüldüğü gibi değil ve etraflarında olanları anlamaya başladıkça bu işin içinden nasıl kurtulacaklarını bilemiyorlar.


          Lance kütüphanede üzerinde Haven'ın adı yazan günlük tarzı bir şey buluyor ve bunu Haven'a veriyor. Tabi Haven'ın bunun ne işe yaradığını ve kim tarafından verildiğini de bulması gerekiyor. Arada kaldığı aşk üçgeni de cabası. Bir de Lucian var. O da Aurelia'nın yakışıklı sağ kolu. Karanlık ve çekici. 


           Lucian'ı sevdim kararlı bir yapısı var. Özgüveni tam. Yaptığı fedakarlıklar da beni baya etkiledi. Dante zaten en sevdiğim karakter oldu komik ve samimi fakat bir ara yaptığı salaklık çok saçmaydı. Lance çekingen, sessiz fakat çok güçlü bir karakterdi. Haven da bir o kadar zeki ve güçlüydü ama hani okuduğunuz kitapta karakterin yerine geçip olayları siz yaşarsınız ya işte ben Haven'la bir türlü bütünleşemedim. Aurelia ise rezil bir şırfıntıydı. Gece Evi serisindeki Neferet'e çok benzettim kendisini. Gözünü güç sahibi olma hırsı bürümüştü. 






          Kitap baya akıcıydı farkında olmadan sayfalar geçip gidiyordu aynı zamanda konusu da çok ilginçti. Ruh alıp satmalar, şeytanla iş birliği, Kasa adındaki gece kulübü ve burada her gece farklı bir 7 ölümcül günah teması işlenmesi, görkemli bir otel, cennet ve cehennem. Yazarın böyle bir konu işlemesi güzel olmuş fakat konuyu çok uzatmıştı bence. İşin içine heyecan girene kadar 250 sayfa geçti. İlk başlarda aksiyon yoktu sıradan olaylar yaşanıyordu giriş kısmı gereksiz uzundu
. İlk yarıda sıkılmalar yaşadım fakat kitabın ikinci yarısı  heyecanlıydı. Yazım hataları çoktu. Fakat sonu hiç beklediğim gibi bitmedi çok şaşırdım sırf sonu yüzünden 2. kitabı merak ediyorum ve çıktığında büyük ihtimalle alıp okurum. Değişik konuda kitap okumak isteyenler alabilir.



Puanım:

14 Ağustos 2015 Cuma

25 Haziran 2015 Perşembe

KABT #4 James Frey - Endgame Kitap Yorumu


Kitap Adı: Endgame Çağrı
Yazar: James Frey
Orijinal Adı: Endgame The Calling
Seri Bilgisi: Endgame #1
Sayfa Sayısı:552
Basım Yılı:2014


Arka Kapak:
Dünya. Şimdi. Bugün. Yarın. Endgame gerçek ve endgame başladı. Gelecek belirsiz. Her şey olacağına varacak.

On iki Oyuncu. Bedenen gençler ama kadim bir geçmişten geliyorlar. Binlerce yıl önce yaratıldılar ve seçildiler. O günden beri hazırlanıyorlar. Doğaüstü değiller. Ne uçabilir ne de kurşunu altına çevirebilirler. Ölüm geldiğinde onların da yapacak bir şeyleri yok. Onlar için de, hepimiz için de. Onlar Dünya'nın mirasçıları ve Büyük Kurtuluş Bulmacası'nı çözmeliler. Biri yapmalı yoksa hepimiz yok oluruz.

Kitabı oku. İpuçlarını bul. Bulmacayı çöz. Kazanan sadece bir kişi olacak. Endgame gerçek. Endgame başladı. .

On iki bin yıl önce geldiler. İnsanlığı yaratıp kurallar koydular. Altına ihtiyaçları vardı ve onlar için ilk medeniyetleri inşa ettiler. İstedikleri şeyi aldıklarında gittiler. Fakat gitmeden önce, bir gün tekrar geri geleceklerini, o gün bir oyun oynanacağını söylediler. Bu oyun geleceğimizi belirleyecekti. Bu Endgame.

On binlerce yıl soylar gizli kaldı. İnsanlığın ilk on iki soyu. Her soyun hazırlanması gereken bir oyuncusu var. Kuşaktan kuşağa eğitildiler. Silah, diller, tarih, taktik, kılık değiştirme, suikast üzerinde uzmanlaştılar. Oyuncular birlikteyken her şeydi: güçlü, nazik, acımasız, sadık, zeki, aptal, çirkin, arzulu, adi, dönek, güzel, hesapçı, tembel,hayat dolu, zayıf. İyi ve kötüler. Hepimiz gibi. Bu Endgame.

Oyun başladığında oyuncular üç anahtarı bulmalı. Bu anahtarlar dünyanın bir yerinde saklı. Anahtarı ilk bulan oyunu kazanır. Endgame: Çağrı birinci anahtarla ilgili. Çağrı aynı zamanda bir bulmaca. Bulmacayı ilk çözen 500.000 $ değerinde altınla ödüllendirilecek.

Oyna. Hayatta kal. Bulmacayı çöz. Tüm dünya. Endgame başladı. 


Herkese merhaba ^^

          Endgame yeni bitti zaten tur kitabıydı. Kitap her bir medeniyetten gelen 12 oyuncunun Çağrı'yı almasıyla başlıyor. Bulundukları yere düşen göktaşı sayesinde Endgame'in başladığını anlıyorlar. Amaç son kalan oyuncu olmak. Kazanan Oyuncu'nun medeniyeti hayatta kalma şansını elde ediyor. Kazanmak içinse rakiplerinden önce 3 Anahtarı bulmak zorundalar. İlk kitap ilk anahtarla ilgiliydi.
                    Anlayacağınız bu bir ölüm kalım savaşı. İyi olan kazanıyor ama bu Oyuncu'ların hepsi iyi. Çünkü çok uzun zamandır hepsi Endgame için hazırlanıyor, hepsi eğitimli. Hangi karakteri daha çok sevdim hiç bilmiyorum aslında hiçbirini sevemedim sanki. Yakın hissedemedim. Çok fazla karakter vardı. Bölümler kısa kısaydı 3-5 sayfa anlatıp diğer karaktere geçiyordu bu iyiydi en azından sürekli aynı karaktere odaklanıp diğerlerini unutmadık.
                    Konusu çok güzeldi fakat sıkıldım. Okurken o heyecanı pek hissedemedim. Tamam aksiyon eksik değildi, dövüşler, fedakarlıklar, kaybetme korkusu.. Fakat beni içine çekmedi.
 Yine de yazarların hakkını yememek lazım. Kitabın çok derin araştırmalar sonucu yazılmış olduğu belli. Mekanlar, detaylar çok gerçekçiydi. Sanırım ben kitaba önyargıyla başladığım için sevemedim, eğer hiçbir beklentim olmadan başlasaydım seveceğimden eminim. Şans verin derim çünkü gerçekten kurgusu harika. Açlık oyunlarına benzetilebilir belki ama ikisi farklı kulvarlarda yer alıyor. 

Puanım:

7 Haziran 2015 Pazar

KABT #3 Tess Gerritsen - Diriliş Kitap Yorumu

Kitap Adı: Diriliş
Yazar: Tess Gerritsen
Orijinal Adı: Die Again
Seri Bilgisi: Rizzoli&Isles, #11
Sayfa Sayısı: 464
Basım Tarihi: 2015
Yayınevi: Martı Yayınları

Arka Kapak: 
"Bir daha yaşayabilmek için iki kere ölen benim."

Her şey, usta bir avcı olan Leon Gott'un, evinin garajında ölü bulunmasıyla başlar. Dedektif Rizzoli ve Doktor Isles bu esrarengiz ölümün detaylarını araştırdıkça aralarında benzerlikler bulunan diğer vakalara ulaşırlar. Nihayetinde, yaptıkları araştırma onları altı yıl önce bir safari sırasında Afrika'da işlenen turist cinayetlerine kadar götürür.

Gözü pek ikilinin, katliamların ardındaki sır perdesini kaldırmak için o lanetli safariden kurtulabilen tek kişiye, Millie Jacobson'a ulaşmaları gerekir. Ancak genç kadın hâlâ tehlikede olduğunu düşünmektedir ve hayatta kalma mücadelesi vererek geçirdiği günleri hatırlamak istemiyordur. Bu yüzden Rizzoli ve Isles için, Millie'yi ikna etmek ve bu sıra dışı cinayetleri aydınlatmak düşündükleri kadar kolay olmayacaktır.



       Diriliş, Rizzoli&Isles serisinin çıkan son kitabı bizim ise 3. tur kitabımız. Benim bu seriyle tanışmam da bu kitap sayesinde oldu ve seriye son kitabıyla giriş yaptım.
       Dedektif Jane Rizzoli ve adli tıp uzmanı Maura Isles gördüğüm en iyi ikililerden biri. Aralarındaki dostluk, güven, uyum mükemmel.

       Kitabımız Botswana'ya safariye giden 7 kişinin tur rehberi ve iz sürücüleriyle birlikte yaptıkları kampı anlatarak başlıyor. İlk gün her şey istedikleri gibi gidiyor. Vahşi doğada yaşanan harika bir gün, kuş sesleri, av hayvanları.. Ta ki bir sabah uyandıklarında iz sürücülerinin öldürüldüğünü görene kadar. İşte her şey o zaman tersine dönüyor. Felaketler zinciri birbirini izliyor.  


      Boston'da ise 64 yaşında usta bir Avcı olam ve tahnit işiyle uğraşan, işinde baya iyi ve neredeyse bütün avcılar tarafından tanınan Leon Gott evin garajında ölü bulunuyor. Ellerinin bir kısmı ise evcil hayvanları tarafından yenmiş. Ne kadar ürkütücü değil mi? Bu iki olay ise 6 yıl önce Botswana gezisinde hayatta kalmış olan tek kişiyle bağlantılı. E bir de aynı gün öldürülen ve Leon Gott'la geçmişinin kesiştiği bilinen bir kadın var. Peki Rizzoli ve Isles bu olayın üstesinden gelebilecek mi? 

      Vahşi hayvanlar, safariler, avcılık, büyük kediler, cinayetler, güven ve sadakat, ölüm ve yaşam arasındaki ince çizgi. Ortada o kadar az ipucu var ki. Okurken şüphelenmediğim tek kişi bile yoktu. Kafam yandı resmen. Ama kesinlikle en beklemediğim insan darbeyi vurdu. Zaten bir cinayet romanından beklenen de bu değil mi? Hele o son sayfa yok mu. Yüreğim paramparça oldu resmen. Okuduğum ilk Tess Gerritsen kitabıydı ama son olmayacağından eminim. Son kitaptan başlamış bile olsam olaylarda kopukluk yaşamadım. Çok sürükleyiciydi bir günde biten kitaplardan ama sindire sindire okunmalı.
Puanım: 


28 Mayıs 2015 Perşembe

KABT #2 Alexandra Bracken - Karanlık Zihinler Kitap Yorumu



Kitap Adı:Karanlık Zihinler
Yazar: Alexandra Bracken 
Orjinal Adı: The Darkest Minds 
Seri Bilgisi: The Darkest Minds #1 
Sayfa Sayısı: 576 
Basım Yılı: 2014 
Yayınevi: Parodi Yayınları

Arka Kapak:
Adım Ruby.
Hepinizden farklıyım.
Aklınızın derinliklerinde gezinebilir, 
anılarınızı hiç yaşamamışsınız gibi silebilirim.
Henüz on yaşındayken Thurmond'daki bu rehabilitasyon kampına gönderildim. Hem de kendi ailem tarafından...
Burada her adımımız izleniyor, nefes alış verişlerimiz bile.
Yalnız değilim.
Maviler... Yeşiller... Turuncular...
Sarılar ve Kırmızılar...
Karanlık Zihinler...
Ve yaşamak için saklanmak zorunda kalanlar
Ve kaçanlar...

      Yeni bir dünya düşünün. IAAN yani İdiyografik Adolesan Akut Nörodejenerasyon adlı bir hastalık var, genelde çocuklarda 10 yaşından itibaren ortaya çıkıyor ve ölümcül. IAAN hastalığı, sağ kalan çocuklarda bir takım güçler meydana getiriyor.       Ruby çevresindeki arkadaşlarının teker teker öldüğünü görüyor. Ama o kurtulanlardan biri. Kurtulanların şanslı olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Bu güçlere sahip çocukların aileleri ne yapacaklarını bilemiyorlar. Çocuklarını ihbar ediyorlar ve çocuklar hükümet tarafından toplanıp düzeltilmek için kamplara gönderiliyor. Kamp dediysem de öyle yüzme saati, serbest vakit, aktiviteler olan kamplardan değil. Çok tehlikeli, çocukların her anının kameralarla izlendiği kamplardan. Bir nevi nazi toplama kampı gibi düşünün.       Thurmond da bu kamplardan biri. Kamplarda çocuklar sahip oldukları güçlere göre renklere ayrılıyorlar. Sarı, Mavi, Yeşil, Kırmızı ve Turuncu... Sarılar elektriği kontrol ediyor, Maviler cisimleri hareket ettirebiliyor, Yeşiller süper zekaya sahip, kırmızılar ateşi kontrol edebiliyor ve turuncular zihin gücüne sahip. Bu çocuklara Psi çocuklar deniyor. Ruby Thurmond'a ilk geldiğinde 10 yaşında ama küçük olmasına rağmen kendi gücünün farkında. Bu yüzden kampa geldiğinde Yeşilmiş gibi davranıyor.       Bir de kampta sorun çıkaran cocukları durdurmak için kullanılan bir cihaz var, olay yatıştırma mekanizması -Beyaz Gürültü- olarak adlandırılıyor. Bu cihaz belirli bir seviyede frekans yayıyor ve bunu sadece Psi cocuklar duyabiliyor ve aşırı derecede iğrenç bir ses. Bir ara Kırmızı Turuncu ve Sarı cocuklar çok tehlikeli olduğu için toplatılıyorlar kamplardan. Bir gün Beyaz Gürültü'nün frekansı Kırmızı, Turuncu ve Sarı çocukların duyabileceği şekilde ayarlanıyor gözden kaçmış olanları bulabilmek için ve Ruby bu sesin şiddetinden dolayı bayılıyor. Revirde uyandığında gelen bir doktor (doktordu galiba) adı Cate, Ruby'ye frekanstan etkilendiğini fark ettiklerini artık saklanamayacağını, öldürüleceğini ve onu kurtarmak istediğini söylüyor. Ruby de kabul ediyor ve kaçış başlıyor.       Bir de Liam, Chubs ve Zu var Kaçak Çocuk'u bulma umuduyla kendi kamplarından kaçıp yollara düşmüş bir grup. Kaçak Çocuk'u kitabın ilerleyen bölümlerinde öğreneceksiniz zaten. Ruby'nin de onlara katılmasıyla olayların akışı değişiyor.       Kitabın ilk 100 sayfası giriş kısmıydı pek aksiyon yoktu daha çok Ruby'nin çocukluğu ve kampta geçirdiği zamanlar anlatılıyordu. Daha sonra o kadar heyecanlı bir kitaba dönüşüyor ki tek solukta okunuyor. Yalnız kitabın sonu var ya beni paramparça etti. Tahmin etmiştim ama bu kadar etkileneceğimi düşünmemiştim. Neyse ki Never Fade yakında çıkıyor çok beklemek zorunda kalmayacağız. Kitap o kadar akıcıydı ki. Şu sıralar çok fazla distopik kitap var ama Karanlık Zihinler bambaşka bir boyuttaydı. Yazar mükemmel bir dünya yaratmış. Karakterler o kadar harikaydı ki kötü karakteri bile sevdirdi yani. Tamam çok beğendim ama giriş kısmı biraz sıkıcıydı ve çok anlaşılır değildi. Hani süper güçlerin ne olduğunu, hangi rengin hangi güç olduğunu baya ilerledikten sonra açıklıyor. Bu arada eğer kitabı biraz okuyup sıkıcı bulduğunuz için yarım bıraktıysanız devam edin. Çünkü asıl macera 100'den sonra başlıyor. Ayrıca ne ön yargıyla başlayın ne de çok büyük beklentiyle.
     
  Puanım: 

KABT #1 J.A. Redmerski - Hiçliğin Kıyısında Kitap Yorumu

Kitap Adı: Hiçliğin Kıyısında
Yazar: J. A. Redmerski
Orjinal Adı: The Edge of Never
Seri Bilgisi: The Edge of Never #1
Sayfa Sayısı: 472
Basım Yılı: 2014
Yayınevi: Ephesus Yayınları


Arka Kapak:
Yirmi yaşındaki 
Camryn, alışılmışın dışında bir yaşam tarzı düşlemektedir. Fakat başına gelen trajediler bu yaşamı kendisinden zorla çekip alınca, ilk bulduğu otobüse atlayarak varış noktasını bilmediği bir yolculuğa çıkar. Çıktığı bu kendini yeniden keşfetme yolculuğunda, kendisi gibi nereye gideceğini bilmeyen, Andrew Parrish adında biriyle tanışır. Fakat Andrewun da bazı karanlık sırları vardır… Andrew yolculukları esnasında Camryne kimseye bağlı kalmadan, içinden geldiği gibi yaşama, en derin ve kuytu arzularına teslim olma sanatını öğretir. Ancak Andrew'un ondan gizlediği sır yolun sonunda kendisini beklemektedir. Bu sır ikiliyi bir araya getirebilecek midir, yoksa onları sonsuza dek birbirlerinden ayrılmaya mı mahkûm edecektir?


            Hiçliğin Kıyısında, tur kapsamında okuduğumuz ilk roman.

      Camryn 20 yaşında, sarışın, mavi gözlü, girdiği ortamda beğenilen ilgileri üzerine toplayan biri. Hayatın monotonluğundan sıkılmış bir kız. Alışılmışın dışında bir hayat istiyor ki aslında böyle bir hayat istemekte çok haklı. Ayrıca hayatını sorgulayıp her şeyi olduğu gibi kabul etmiyor. İlk aşkı olan Ian'ı trafik kazasında kaybediyor, abisi sarhoşken birine çarpıp öldürüyor ve hapiste yatıyor, yani aile denen bir şey kalmamış ortada. Acı çekmiş, ağır yükler taşımış. Derken bir gün yakın arkadaşı Damon'ın davranışı son noktayı koyuyor. Cam bu olayı en yakın arkadaşı olan Natalie'ye anlattığında, Natalie inanmıyor. Camryn de yeter artık diyerek yanına aldığı eşyalarıyla gördüğü patatesten dolayı aklına gelen ilk yer olan patatesiyle meşhur Idaho'ya doğru yola çıkıyor.

      Andrew 25 yaşında, kahverengi saçlı, yeşil gözlü, dövmeli, gamzeli çok yakışıklı ama kesinlikle tipinden dolayı kibirli değil. Ayrıca sürekli mutlu olmaya çalışan biri. Ve karşısındaki insanın da mutlu olmasını istiyor. Belki o da çektiği acıları bu şekilde gizlemeyi tercih ediyordur. Ölüm döşeğindeki babasını ziyarete gitmek ve kafasını toparlamak için uzun bir yolculuk istiyor. 

      Andrew ve Camryn tesadüfen aynı otobüste birlikte yolculuk yapıyorlar. Aslında "Tesadüf, yazgıya verilen hayali bir isimden ibaret "değil midir? Kendilerince yaşadıkları problemler onları bir araya getiren en önemli unsur.

      Aslında hepimiz böyle bir şeyi istemez miyiz? Çoğumuzun hayalidir her gün yaşadığı sıkıcı hayattan kurtulup çantaya eşyaları doldurup upuzun bir yola çıkmak. Tabi biz böyle bir yola çıksak bize Andrew gibi biri denk gelir mi? Orası belli, hayır. Gerçi böyle bir yola çıkamayız bile ama neyse.

      Andrew korumacı, şakacı, müzik zevki harika ve tam bir adam gibi adam olanlardan. Anlayışlı olmak konusunda master yapmış. Sadece dış görünüşü değil, düşünceleri de güzel olan biri. Ne istediğini bilen ve doğal kızlardan hoşlanıyor. Camryn dediğim dedik, eğlenceli ama kesinlikle aptal bir sarışın değil. İlk başlarda konusu basit gibi gelse de iyi ki okumuşum dediklerimden biri oldu bu kitap. Hani sanki yanında çok rahat hissettiğim ve en çok sevdiğim kişiyle birlikte seyahate çıkmış gibiydim. 2 karakterin ağzından anlatılması "Neden böyle bir şey yaptı ki?" diye düşünüp kendimi yiyip bitirmemi engelledi. Yalnız son bölümlerde "Nasıl olur? Oha be" tepkilerim eksik olmadı. Hiç beklemiyordum. Andrew ve Camryn, birbirlerini tamamlayan iki insan. Çok doğallar. Aralarında geçen diyaloglar çok eğlenceli. Favori çiftim olmaya adaylar.

 Puanım: